KLASİK BATI MÜZİĞİNİN DOĞUŞU
9/3/2008 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEMLERI
Klasik Müzik denildiği zaman Orta Çağ'dan sonra Avrupa'da yaygınlaşmış çok sesli batı müziği akla gelmektedir.İşte size zamanın içinde müziğin bu müthiş yolculuğunu aktarmaya çalışacağız.Türk halkının özellikle kendisine yabancı olan bu müzik hakkında bilgi edinmesini sağlamak için kurulmuş bu bölümde ilk olarak Orta Çağ döneminden bahsedeceğiz.
Ortaçağ: Klasik müziğin doğuşu
Ortaçağ dediğimizde gözümüzün önüne vebadan kırılan bir Avrupa, engizisyon mahkemeleri ve kilisenin kurumsallaşması geliyor. Gerçekten de Ortaçağ bütün Avrupa için zor bir dönemdi, ama o karanlık zamanları aydınlatan bazı güzel şeyler de oluyordu. İşte bu güzel şeylerden biri müziğin doğuşuydu (Örneğin diğerleri de muhteşem katedraller ve kulelerdir).
Rönesans: Yeniden doğuş (1450 - 1600)
Yorum (8) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ROMANTİK DÖNEM
2/7/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEMLERI

Romantik çağ, adından da anlaşılacağı gibi, biraz "flu" geçmiş bir çağdır. Endüstri devriminin ayak sesleri duyulmaya başladığında insanlar arasında geçici bir panik yaşanmış ve bunun sonucunda mistisizmle karışık aşk aromalı eserler ortaya çıkmıştır ve her alanda birbirinden parlak sanatçılar birbiri ardına harikalar yaratmıştır. Tabii ki romantizm, her çağda, her sanatçıyla yaşanmıştır ama 19. yüzyıl sanatına çok daha yoğun ve abartılı bir biçimde yansımıştır. Bu dönemin sanatçıları düşler ve imgeler içinde uçan, ulaşılmaz olanın peşinde koşan, kendine acıyan, anlaşılamamaktan yakınan, ruhsal inişleri çıkışlarını yapıtlarına yansıtan sanatçılardır. Bu durumun edebiyattaki yansıması Victor Hugo, Balzac, Gogol, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Dumas, de Musset, Keats, Lord Byron ve Goethe, felsefedeki yansıması Nietzsche, Schopenhauer, Hegel iken, müzikteki karşılığı Chopin, Schubert, Weber, Schumann, Çaykovski, Brahms, Verdi, Liszt, Wagner, Puccini, Rossini ve şeytan kemancı Paganini olmuştur. Ehh, düşünün artık.
Beethoven'ın Klasik ve Romantik akımları birbirine bağlayan müziğinin ardından, çağdaşları sayılan Weber, Schubert ve Rossini ilk katıksız Romantikler kuşağı olarak bilinir ve Romantik dönemi gerçek anlamıyla başlatan da onlar olmuşlardır. Bu bestecilerin 1830'larda ölmesiyle ikinci kuşak Romantikler döneme ağırlıklarını koymuşlardır.
Oda müziği Klasik dönemin ürünüyse, senfoni de Romantik dönemin ürünüdür. Bu dönemde birbiri ardına olağanüstü senfoniler, liedler, koral müzikler, operalar, uvertürler, konçertolar yazılmış ve yorumlanmıştır. Özellikle Verdi'nin operaları bugün bile hayranlıkla dinlenmektedir. Dönemin sonlarına doğru atağa geçen bale türü ise klasik müziğe dansın eşsiz güzelliğini getirmiştir.
Bach, Haydn ve Mozart da minör tonları kullanıp romantizme bir tür hazırlık yapan besteciler olsalar da, Romantikler'in yorumculuğu Bach veya Mozart zamanının yorumculuğuna benzemez. Chopin, Liszt, Paganini gibi harikalar yaratan yorumcuların çalış tekniği, Romantik dönemin ölçütü sayılmıştır. Bu dönemin bestecileri çalgılarının olanaklarını çok iyi tanıdıklarından kendi parlak yetenekleriyle çalgının tüm sınırlarını zorlamışlardır.
Romantik dönemin en gözde çalgısı piyano olmuştur, bu dönemin sanatçılarının tüm fırtınalı, hırçın ve inişli çıkışlı duygularını en güzel anlatan çalgı olmakla nam salmıştır. En küçük sesten en büyük sese dek ses gürlüğüne karşı duyarlılığı, bestecilerin ruh halindeki değişiklikler için son derece elverişlidir. Ancak tarihe adını gerçekten bileğinin hakkıyla yazdıran bir keman virtüözü vardır ki hem baş döndürücü çevikliği ve hızı, hem de son derece duygusal yorumuyla inanılmaz bir müzisyendir. Paganini'nin yeteneği öylesine olağanüstüdür ki şeytanla işbirliği yaptığı inancı almış yürümüştür. Çağının çok ilerisinde olan bu keman ustasının yazdığı ve yorumladığı eserleri aynı ustalıkta seslendirebilecek kemancı bugün bile yok denecek kadar azdır.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
RÖNESANS DÖNEMİ
2/7/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEMLERI
|
|
|
9. yüzyılda başlayan ve Rönesans dönemine kadar devam eden ortaçağ döneminin en büyük özelliği çok sesliliğe geçiş olmuştu. Aslında o dönem için, eskiden beri tek sese alışmış kulakların başka başka seslerin belirli bir uyumla bir araya gelmeleriyle oluşan ses grubuna alışması hiç de kolay değildi. Bu tür müziğin kökeni Yunan ve Yahudi kültürüne dayanmaktaydı. Notaların nasıl bulunduğuna gelince: |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSELERİ YÖNETMELİĞİ
1/7/2007 -Kategori: MUZIK KURUMLARI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSELERİ YÖNETMELİĞİ
(Yayın : Resmi Gazete , Yayım Tarihi ve Sayısı : 16/12/2006 – 26378)
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1- (1) Bu yönetmeliğin amacı, Anadolu güzel sanatlar liseleri ile ilgili iş ve işlemlere ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, Anadolu güzel sanatlar liselerinde başvuru, öğrenci seçimi, kayıt-kabul, nakil ve eğitim-öğretimle ilgili iş ve işlemleri kapsar. (Değişiklik: 16/12/2006-26378 RG)
Dayanak
MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4- (1) Bu yönetmelikte geçen;
a) Bakanlık: Millî Eğitim Bakanlığı,
b) Okul: Anadolu güzel sanatlar lisesini,
c) Veli: Öğrencinin anne, baba veya vasisi olan kişiyi
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Kuruluş, Okulun Amacı
Kuruluş
MADDE 5 – (1) Anadolu güzel sanatlar liseleri, ilköğretim üzerine 4 yıl öğrenim veren yatılı, gündüzlü ve karma okullardır. Bu okullar, öncelikle güzel sanatlarla ilgili yüksek öğretim kurumlarının bulunduğu yerlerde açılır. (Değişiklik: 16/12/2006-26378 RG)
Okulun Amacı
MADDE 6- (1) Okulun amacı öğrencilerin:
a) Güzel sanatlar alanında ilgi ve yetenekleri doğrultusunda eğitim-öğretim görmeleri,
b) Özel yetenek gerektiren yüksek öğretim programlarına hazırlanmalarını,
c) Alanlarında araştırmacılığa yönelmelerini, yetenekleri doğrultusunda yorum ve uygulamalar yapabilen, yaratıcı ve üretken kişiler olarak yetişmelerini,
d) Millî ve milletler arası sanat eserlerini tanımalarını ve yorumlamalarını
sağlamaktır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kontenjan, Başvuru, Öğrenci Seçimi, Kayıt-Kabul ve Nakiller
Kontenjan
MADDE 7- (1) Okulların resim ve müzik alanlarının her birine bir öğretim yılında alınacak öğrenci sayısı 24’ü geçemez. Bu öğrencilerin sanat derslerinde dersliklere dağılımı, sanat derslerinin özelliği dikkate alınarak okul yönetimince düzenlenir.
Başvuru
MADDE 8 – (1) İlköğretim okulunu o yıl bitirenlerden;
a) Yurt içindeki okullar ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki okulların 4, 5, 6, 7 ve 8 inci sınıflarına ait girecekleri alanla ilgili derslerin yıl sonu notlarının aritmetik ortalaması en az 4,
b) Öğrenimlerinin bir kısmını yurt dışında yaparak sınavlara başvurunun yapıldığı öğretim yılı başında 8 inci sınıfa kaydolan öğrencilerden girecekleri alanla ilgili derslerin yalnız 8 inci sınıfa ait yıl sonu notunun en az 4,
c) Öğrenimlerini yurt dışında tamamlayarak denkliğini yaptıran öğrencilerin öğrenimlerinin son beş yılına ait girecekleri alanla ilgili derslerin yıl sonu notlarının aritmetik ortalamasının en az 4
olduğunu belgelendirenler, yetenek sınavına girmek için tercih ettikleri Anadolu güzel sanatlar lisesi müdürlüklerine başvurabilirler.
(2) İlköğretim okulu müdürlüklerince gerekli duyuru yapılarak başvuru şartlarını taşıyan öğrencilerden isteyenlere bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 sayılı not durum çizelgesi düzenlenerek verilir.
(3) Aday öğrenciler, mezun oldukları ilköğretim okulu müdürlüklerinden alacakları not durum çizelgesi ile Anadolu güzel sanatlar lisesini tercih ederek, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-2 sayılı form dilekçe ile başvuruda bulunabilirler.
(4) Anadolu güzel sanatlar liseleri müdürlüklerince, başvuran adayların listeleri hazırlanır ve adaylara bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-3 sayılı yetenek sınavı giriş belgesi düzenlenir.
(5) Başvurular, öğrenci seçimi ve kayıt-kabulle ilgili iş ve işlemler, Bakanlıkça belirlenen takvime göre yürütülür.
(6) Ülkemizde öğrenim görme şartlarını taşıyan yabancı uyruklu öğrenciler hakkında da diğer öğrenciler gibi işlem yapılır. (Değişiklik 16/12/2006-26378 RG)
Öğrenci Seçimi ve Kayıt Kabul
MADDE 9- (1) Öğrenci seçimi ve kayıt kabuller aşağıdaki açıklamalara göre yapılır.
a) Yetenek sınavı, okul müdürünün başkanlığında ilgili alan şefi ile alan dersleri öğretmenlerinden en az üç üyeden oluşan komisyonca yazılı, sözlü ve uygulamalı olarak veya bunlardan biri ya da bir kaçı ile yapılır.
b) Sınavlar; müzik ve resim alanlarında, alanın özelliğine uygun olarak komisyonca belirlenen ve okul müdürünce onaylanan esas ve ölçütlere göre 100 puan üzerinden değerlendirilir.
c) Değerlendirme sonunda en yüksek puandan başlamak üzere adayların sıralaması yapılarak kontenjan kadar asıl ve yedek listeler hazırlanır ve okulda ilan edilir.
d) Sınavı kazanan adayların, süresi içinde kayıtları yapılır. Kontenjanın dolmaması durumunda ders yılının ilk haftasının son iş günü çalışma saati bitimine kadar sıralamaya göre yedek listeden kayıtlara devam edilir.
e) Başvurular, öğrenci seçimi ve kayıt kabulle ilgili iş ve işlemler Bakanlıkça belirlenen takvime göre yürütülür.
Nakiller
MADDE 10- (1) Bu okullar arasında öğrenci nakilleri:
a) Kamu görevi nakli, açıktan atanma, ilk defa göreve başlama, emekli olma, boşanma, ölüm, doğal afet, can güvenliğinin olmaması, iş yeri nakli ve iş yeri değişikliği,
b) Öğrencilerin hastalık nedeniyle nakletmek istediği yerde öğrenimlerine devam etmelerinin gerekli olduğunu belirten sağlık kurulu raporu almaları, (Değişiklik: 16/12/2006-26378 RG)
c) Aynı sınıf ve alanda bulunmak şartıyla karşılıklı yer değiştirmek istenmesi
durumlarında kontenjan bulunması ve özrün belgelendirilmesi kaydıyla ilgili okul müdürlüklerince yapılır. Nakil nedeniyle sınıf mevcudu 24’ün üzerine çıkarılamaz.
(2) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre nakillerin yapılabilmesi için özür tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruda bulunulması gerekir.
(3) Nakil için başvuru, öğrencinin öğrenim gördüğü okul müdürlüğüne liselerdeki nakiller için belirtilen sürelerde yapılır.
Ayrılan Öğrenciler
MADDE 11 – (1) İstekleriyle okuldan ayrılan öğrenciler, ayrıldıkları tarihten itibaren 10 gün içinde okula geri dönebilirler. Ancak 9 uncu sınıfa yeni kayıt olan öğrenciler, kayıt–kabul döneminde ayrıldıkları takdirde okullarına geri dönemezler. (Değişiklik 16/12/2006-26378 RG)
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Eğitim-Öğretim ve Başarının Değerlendirilmesi
Öğretim Programları
MADDE 12- (1) Bu okullarda Bakanlıkça uygun görülen ders çizelgeleri ve öğretim programları uygulanır. Programlar düzenlenirken yabancı dil dersleri ile sanat derslerine ağırlık verilir.
(2) Eğitim-öğretim Türkçe yapılır. Alan derslerindeki sanatla ilgili terimlerin yabancı dildeki karşılıkları da öğretilir.
Alanlar
MADDE 13- (1) Okulda resim ve müzik alanları bulunur. Bakanlığın uygun görmesi durumunda güzel sanatlara yönelik programlar uygulayan başka alanlar da açılabilir.
Alan Uygulamaları ve Etkinlikleri
MADDE 14- (1) Alan uygulamaları ve etkinlikleri, öğrencilerin ilgi, istek ve yeteneklerine göre bireysel veya grup halinde öğretmen yönetiminde yapılan serbest çalışmalardır. Bu çalışmalarda okul yönetimi, öğrencilerin okulun resmi atölyesi, müzik odası, laboratuvar , kitaplık ve konferans salonu gibi imkanlarından yararlanmaları için gerekli önlemleri alır. Öğrenciler uygulama çalışmalarına, yarışmalara, konser, konferans, panel ve sergi gibi sanat etkinliklerine, öğretmenlerinin sorumluluğunda katılırlar ve bu sürelerde izinli sayılırlar.
Sanat Eğitimi Danışma ve Program Geliştirme Kurulu
MADDE 15- (1) Okullarda her alan için ayrı ayrı olmak üzere okul müdürünün başkanlığında alan dersleri öğretmenlerinin katılımıyla “Sanat Eğitimi Danışma ve Program Geliştirme Kurulu” oluşturulur.
(2) Okul yönetimince, yüksek öğretim kurumlarının ilgili bölümlerinin öğretim üyeleri arasından en fazla üçer üyenin sanat eğitimi konusunda rehberlikte bulunmak ve gerektiğinde bilgilerine başvurulmak üzere kurula katılmaları sağlanabilir.
Sanat Eğitimi Danışma ve Program Geliştirme Kurulunun Görevleri
MADDE 16- (1) Sanat Eğitimi Danışma ve Program Geliştirme kurulu biri dönemin başında, biri dönemin sonunda olmak üzere ders yılında en az dört kez toplanır ve aşağıdaki görevleri yapar.
a) Okulun sanat eğitimi programlarının uygulanması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesi konularında çalışmalar yapar ve önerilerde bulunur.
b) Okulun; okul içi , okullar arası, Millî ve milletler arası sanat etkinliklerinin belirlenmesi, planlanması ve uygulanması ile ilgili gerekli çalışmalar yapar ve bu etkinlikleri organize eder.
c) Verimliliğin artırılması amacıyla gerekli araştırmaların yapılmasını, sonuçlarının değerlendirilmesini ve sanatla ilgili gelişmelerin izlenmesini sağlar.
d) Eğitim-öğretimin geliştirilmesi yönünde çevrede bulunan yüksek öğretim ve diğer eğitim kurumları ile iş birliği yaparak her türlü araç-gereç, öğretim elemanı ve diğer imkanlardan yararlanılması konularında çalışmalar yapar.
Başarının Değerlendirilmesi
MADDE 17 – (1) Bu okullarda başarının değerlendirilmesi, 8/12/2004 tarihli ve 25664 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliği hükümlerine göre yapılır. (Değişiklik 16/12/2006-26378 RG)
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Yönetmelikte Hüküm Bulunmayan Haller
Madde 18- (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde orta öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümleri uygulanır.
Yürürlükten Kaldırılan Mevzuat
Madde 19- (1) 20/6/1993 tarihli ve 21613 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 20- (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 21- (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Millî Eğitim Bakanı yürütür.
(ESKİ YÖNETMELİK − 1999 Tarihli)
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSELERİ YÖNETMELİĞİ
(Yayın : Resmi Gazete , Yayım Tarihi ve Sayısı : 20/08/1999 – 23792)
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacı, Anadolu güzel sanatlar liseleri ile ilgili iş ve işlemlere ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2- Bu Yönetmelik, Anadolu güzel sanatlar liselerinde öğrenci seçimi, kayıt-kabulleri, nakilleri, öğrenci başarısının tespiti ve eğitim-öğretim ile ilgili esasları kapsar.
Dayanak
Madde 3- Bu Yönetmelik, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'a dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4- Bu Yönetmelikte geçen ;
a) Bakanlık: Millî Eğitim Bakanlığını,
b) Okul: Anadolu güzel sanatlar lisesini,
c) Hazırlık Sınıfı: 9 uncu sınıftan önce yabancı dilde dinleme, anlama; okuma, anlama; konuşma ve yazma becerileri kazandırılması ile alanlarda temel yeteneklerin geliştirilmesini amaçlayan sınıfı,
d) Veli: Öğrencinin anne, baba veya vasisi olan kişiyi ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Kuruluş, Okulun Amacı
Kuruluş
Madde 5- Anadolu güzel sanatlar liseleri, öncelikle güzel sanatlarla ilgili yüksek öğretim kurumlarının bulunduğu yerlerde açılır. Bu okullar, ilköğretim üzerine bir yıl hazırlık sınıfı ve en az 3 yıl lise öğrenim süresi olan yatılı, gündüzlü ve karma eğitim yapan okullardır.
Okulun amacı
Madde 6- Okulun amacı öğrencilerin ;
a) Güzel sanatlar alanında ilgi ve yetenekleri doğrultusunda eğitim-öğretim görmelerini,
b) Özel yetenek gerektiren yüksek öğretim programlarına hazırlanmalarını,
c) Yabancı dil öğrenmelerini,
d) Alanlarında araştırmacılığa yönelmelerini, yetenekleri doğrultusunda yorum ve uygulamalar yapabilen, yaratıcı ve üretken kişiler olarak yetişmelerini,
e) Millî ve milletler arası sanat eserlerini tanımalarını ve yorumlamalarını sağlamaktır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kontenjan, Başvuru,Öğrenci Seçimi, Kayıt-Kabul ve Nakiller
Kontenjan
Madde 7- Okulların resim ve müzik alanlarının her birine bir öğretim yılında alınacak öğrenci sayısı 24'ü geçemez. Bu öğrencilerin sanat derslerinde dersliklere dağılımı, sanat derslerinin özelliği dikkate alınarak okul yönetimince düzenlenir.
Başvuru
Madde 8- İlköğretim okulunu o yıl bitirenlerden;
a) Diploma notu en az 3.00,
b) Girecekleri alanla ilgili dersin 4 üncü, 5 inci, 6 ncı, 7 nci ve 8 İnci sınıflarına ait yıl sonu notlarının aritmetik ortalaması en az 4.00 olduğunu belgelendirenler sınava girmek üzere istedikleri okullara başvurabilirler (EK-2).
Öğrenimlerinin bir kısmını yurt dışında yaparak sınavlara başvurunun yapıldığı ders yılı başında 8 inci sınıfa kaydolan öğrencilerden gireceği alanla ilgili dersin yalnız 8 inci sınıfa ait yıl sonu notunun en az 4.00 olması şartı aranır.
Öğrenimlerini yurt dışında tamamlayarak denkliğini yaptıran öğrenciler ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki okullardan mezun olup durumlarını belgelendirenler de öğrenim görmek istedikleri Anadolu güzel sanatlar lisesi müdürlüklerine başvurabilirler.
Öğrencilere gerekli duyuru yapılır ve ilköğretim okulu müdürlüklerince başvuru şartlarını taşıyanlardan isteyenlere "Not Durum Çizelgesi" düzenlenerek verilir (EK-1).
Adayların sınav giriş belgeleri, Anadolu güzel sanatlar liseleri müdürlüklerince düzenlenerek alanlarına göre listeleri hazırlanır (EK-3).
Öğrenci seçimi ve kayıt-kabul
Madde 9- Öğrenci seçimi ve kayıt-kabuller aşağıdaki açıklamalara göre yapılır:
a) Yetenek sınavı, okul müdürünün başkanlığında ilgili alan şefi ile alan dersleri öğretmenlerinden en az üç üyeden oluşan komisyonca yazılı, sözlü ve uygulamalı olarak veya bunlardan biri ya da bir kaçı ile yapılır.
b) Sınavlar; müzik ve resim alanlarında, alanın özelliğine uygun olarak komisyonca belirlenen ve okul müdürünce onaylanan esas ve ölçütlere göre 100 puan üzerinden değerlendirilir.
c) Değerlendirme sonunda en yüksek puandan başlanmak üzere adayların sıralaması yapılarak kontenjan kadar asıl ve yedek listeler hazırlanır ve okulda ilan edilir.
d) Sınavı kazanan adayların, süresi içinde kayıtları yapılır. Kontenjanın dolmaması durumunda ders yılının ilk haftasının son iş günü çalışma saati bitimine kadar sıralamaya göre yedek listeden kayıtlara devam edilir.
e) Başvurular, öğrenci seçimi ve kayıt-kabulle ilgili iş ve işlemler Bakanlıkça belirlenen takvime göre yürütülür.
Nakiller
Madde 10- Bu okullar arasında öğrenci nakilleri:
a) Kamu görevi nakli, açıktan atanma, ilk defa göreve başlama, emekli olma, boşanma, ölüm, doğal afet, can güvenliğinin olmaması, iş yeri nakli ve iş yeri değişikliği,
b) Öğrencilerin acil kayıtlı sağlık kurulu raporu almaları,
c) Aynı sınıf ve alanda bulunmak şartıyla karşılıklı yer değiştirmek istenmesi durumlarında kontenjan bulunması ve özrün belgelendirilmesi kaydıyla ilgili okul müdürlüklerince yapılır. Nakil nedeniyle sınıf mevcudu 24' ün üzerine çıkarılamaz.
Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre nakillerin yapılabilmesi için özür tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruda bulunulması gerekir.
Nakil için başvuru, öğrencinin öğrenim gördüğü okul müdürlüğüne liselerdeki nakiller için belirtilen sürelerde yapılır.
Ayrılan öğrenciler
Madde 11- İsteğe bağlı olarak okuldan ayrılan öğrenciler, on gün içinde okula geri dönebilirler. Ancak hazırlık sınıfı öğrencileri, kayıt-kabul döneminde ayrılmaları durumunda geri dönemezler.
Hazırlık sınıfından ayrılan öğrenciler ile hazırlık sınıfının tekrarı sonunda başarısız olmaları nedeniyle okulla ilişiği kesilenler, süresi içinde kayıt-kabul şartlarını taşıdıkları diğer orta öğretim kurumlarına kayıt yaptırabilirler.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Eğitim-öğretim, Seviye Belirleme ve Başarının Değerlendirilmesi
Öğretim programları
Madde 12- Bu okullarda Bakanlıkça uygun görülen ders çizelgeleri ve öğretim programları uygulanır. Programlar düzenlenirken yabancı dil dersleri ile sanat derslerine ağırlık verilir.
Eğitim-öğretim Türkçe yapılır. Alan derslerindeki sanatla ilgili terimlerin yabancı dildeki karşılıkları da öğretilir.
Alanlar
Madde 13- Okulda resim ve müzik alanları bulunur. Bakanlığın uygun görmesi durumunda güzel sanatlara yönelik programlar uygulayan başka alanlar da açılabilir.
Alan uygulamaları ve etkinlikleri
Madde 14- Alan uygulamaları ve etkinlikleri, öğrencilerin ilgi, istek ve yeteneklerine göre bireysel veya grup halinde öğretmen yönetiminde yapılan serbest çalışmalardır. Bu çalışmalarda okul yönetimi, öğrencilerin okulun resim atölyesi, müzik odası, laboratuvar, kitaplık ve konferans salonu gibi imkanlarından yararlanmaları için gerekli önlemleri alır.
Öğrenciler uygulama çalışmalarına, yarışmalara, konser, konferans, panel ve sergi gibi sanat etkinliklerine, öğretmenlerinin sorumluluğunda katılırlar ve bu sürelerde izinli sayılırlar.
Sanat eğitimi danışma ve program geliştirme kurulu
Madde 15-Okullarda her alan için ayrı ayrı olmak üzere okul müdürünün başkanlığında alan dersleri öğretmenlerinin katılımıyla "Sanat Eğitimi Danışma ve Program Geliştirme Kurulu" oluşturulur.
Okul yönetimince, yüksek öğretim kurumlarının ilgili bölümlerinin öğretim üyeleri arasından en fazla üçer üyenin sanat eğitimi konusunda rehberlikte bulunmak ve gerektiğinde bilgilerine başvurulmak üzere kurula katılmaları sağlanabilir.
Sanat eğitimi danışma ve program geliştirme kurulunun görevleri
Madde 16- Sanat Eğitimi Danışma ve Program Geliştirme Kurulu biri dönemin başında, biri dönemin sonunda olmak üzere ders yılında en az dört kez toplanır ve aşağıdaki görevleri yapar:
a) Okulun sanat eğitimi programlarının uygulanması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesi konularında çalışmalar yapar ve önerilerde bulunur.
b) Okulun; okul içi, okullar arası, millî ve milletler arası sanat etkinliklerinin belirlenmesi, planlanması ve uygulanması ile ilgili gerekli çalışmalar yapar ve bu etkinlikleri organize eder.
c) Verimliliğin artırılması amacıyla gerekli araştırmaların yapılmasını, sonuçlarının değerlendirilmesini ve sanatla ilgili gelişmelerin izlenmesini sağlar.
d) Eğitim-öğretimin geliştirilmesi yönünde çevrede bulunan yüksek öğretim ve diğer eğitim kurumları ile iş birliği yaparak her türlü araç-gereç, öğretim elemanı ve diğer imkanlardan yararlanılması konularında çalışmalar yapar.
Seviye belirleme sınavı
Madde 17- Bu okulların 9 uncu sınıflarındaki yabancı dil dersi ile sanat derslerini izleyebilecek düzeyde oldukları velileri tarafından kesin kayıt sırasında okul yönetimine yazılı olarak bildirilen öğrenciler, okul yönetimince yabancı dil ve sanat dersleri öğretmenlerinden oluşturulacak komisyonca ders yılının başladığı tarihten itibaren bir hafta içinde hazırlık sınıfı düzeyinde yabancı dil ve temel sanat eğitimi derslerinden yazılı, sözlü ve uygulamalı seviye belirleme sınavına alınırlar. Bu sınavlardan en az "geçer" not alarak başarılı olanlar 9 uncu sınıfa devam ettirilirler.
Başarının değerlendirilmesi
Madde 18- Hazırlık sınıflarında yabancı dil dersi dışındaki derslerdeki başarı durumu sınıf geçmeyi etkilemez. Ancak teşekkür ve takdirname verilirken bütün derslerdeki başarı durumu dikkate alınır.
Hazırlık sınıfında başarısız olan öğrenciler, ikinci yıl hazırlık sınıfım tekrar ederler. îkinci öğretim yılı sonunda da başarısız olan öğrencilerin okulla ilişikleri kesilir.
Bu okulların 9 uncu,10 uncu ve 11 inci sınıflarında yıl sonu başarı ortalaması île sınıf geçilebilmesi için yıl sonu başarı ortalamasının en az 3,00, alan derslerinden ise bu derslerin yıl sonu notlarının ağırlıklı ortalamasının en az 3,50 olması gerekir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Uygulama
Madde 19- Bu Yönetmeliğin başarı ortalamasıyla sınıf geçmeye ilişkin 18 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü 1999-2000 öğretim yılında kayıt yaptıracak olan öğrencilerden başlanmak üzere uygulanır.
Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller
Madde 20- Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde orta öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümleri uygulanır.
Yürürlükten kaldırılan mevzuat
Madde 21- 20/6/1993 tarihli ve 21613 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 22- Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 23- Bu Yönetmelik hükümlerini Millî Eğitim Bakanı yürütür.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MODERN DÖNEM
1/7/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEMLERI
Bu dönemi adlandırmada genel kabul görmüş bir terim yoktur. Çağdaş Müzik veya 20. Yüzyıl müziği gibi adlandırmalar yapılabilirse de özellikle ikincisi yüzyılın ortalarında yaşamış olan Rachmaninov, Sibelius ve R. Strauss'uda kapsadığından uygun olmayabilir.Yeni müzik terimi bu müzik türünün felsefesini ve 19. Yüzyıl romantizmine karşıt olan arayışları daha iyi tanımlayacaktır. Yeni müzik Alman Avusturya romantizmine ve onun temsil ettiği herşeye bir başkaldırıyı simgeler. Değişik besteciler değişik tekniklerle başarılı örnekler oluşturmuşlardır. Bu müzik türünde Empresyonizm,Romantizm yada Barok dönem de olduğu gibi belli bir stil ya da kalıp yoktur. Besteciler belli bir tekniğe bağlı kalmak yerine birini denedikten sonra bir başkasına geçmekte bir sakınca görmemişlerdir. Başkaldırış eser adlarında da kendini göstermektedir. Buna örnek olarak Erik Satie'nin Like a nightingale that has a toothache ve Trois Morceaux'un Three pieces in the form of a gösterilebilir. Bunlar son yüzyılın romantik başlıklı senfonik şiirlerine bir reaksiyon olarak görülmektedir. 1.Dünya Savaşı sonrası bazı bestecilerin eserlerinde caz esintileri de görülür. Örn: Stravinsky Ragtime 1918, Copland'ınTwo Blues1926. Bilimdeki gelişmelere paralel olarak radyo konser salonlarına gidemeyen milyonları dinleyici haline getirmişti. Randall Thompson'un Süleyman ve Belkıs operası radyo istasyonları tarafından telif ödenerek yayınlanmıştı. 1929'dan itibaren sesli çekilmeye başlayan sinema filmleri bestecilere yeni imkanlar yaratmıştır. Fonografın icadı ile dünyanın en izole bölgelerinde bile insanlara müziği istedikleri repertuarla dinleme imkanı yaratmıştır. Son olarak Televizyon kitle iletişimini en üst düzeye çıkarmıştır.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BAROK DÖNEM
1/7/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEMLERI
Barok Portekizce barroco (düzgün olmayan inci) kelimesinden gelmektedir. Mimarlıkta, deniz kabuklarına benzer eğmeçli bezemelerden meydana gelen , 17. yüzyılda kısmen de 18. yüzyılda Avrupa'nın özellikle Katolik ülkelerine (İtalya, İspanya, Portekiz, Avusturya, güney Almanya, Belçika) ve Latin Amerika'ya yayılmış olan üslup olarak göze çarpar. Barok sözcüğü yanlızca 17. yüzyıldaki genel tutumu nitelendirmekle kalmamış, Helenizm ile Gotik'in geç dönemlerindeki bazı belirtilerin anlatılmasında da kullanılmıştır. Furetiére'in 1690'da hazırladığı Fransız dilinin ilk sözlüğüne göre "barok", "tam yuvarlak olmayan incileri anlatmakta kullanılan bir kuyumculuk terimi"dir. Saint-Simon 1711'de "garip ve rahatsız edici bir düşünce"yi anlatmak için barok sözcüğünü kullanmıştır. Fransız Akademisi sözlüğü de 1694'teki ilk baskısında Furetiére'in tanımlamasını olduğu gibi benimsemiştir. 1740'taki baskı ise mecazi anlamı benimsiyordu: düzensiz, tuhaf, eşit olmayan. Jean Jacques Rousseau'ya göre "barok müzik, armoninin açık seçik olmadığı, modülasyonlar ve uyumsuzlukla dolu entonasyonları güç ve hareketi zor olan müziktir". Yapı sanatı ile ilgili ilk tanımla 1788 yılında "Encyclopédie méthodique"te karşılaşılmaktadır: "mimarlıkta barok, tuhaflığın bir nüansıdır". Öyle anlaşılıyorki bu isim, dönemin başlangıcında resim ve heykel çalışmalarındaki değişikliklere gösterilen şaşırmış reaksiyon sonucu çıkmıştır. Rönesans dönemi, tüm sanat dallarında sadelik, temizlik ve saflık dürtülerini güçlendirmesine ve duyguları daha yumuşak bir anlatımla ifade etmesine karşın, özellikle müzik alanında, sürekli kullandığı tekdüzelikden dolayı giderek sıkıcı olmaya başladı. O kadarki, rönesans dönemi bestelerinin en belirgin özelliği çalgıların aynı anda başlayıp aynı anda eseri bitirmeleri olarak anlatılabilir. Barok dönemle birlikte, müzik "kontrast" kavramı ile tanışır. Aynı tınılardaki çalgılar birbirleriyle savaşırcasına, birbirleri ile karşıtlık oluşturarak eserde yerlerini alırlar. Klasik Dönem sanatçıları dahi, her ne kadar Barok dönem eserlerini karmaşık, süslü, zevksiz ve abartılı olarak adlandırsalar ve "Barok" kelimesini aşağılayıcı manada kullansalarda kendi kullandıkları ve günümüze kadar uzanan birçok armoni kuralını bu dönemin ustalarınan öğrenmişler ve yer yer kopyalamışlardır. 150 yıla yayılan bir süreci etkileyen Barok akımı, kimi müzik tarihçilerine göre 2, kimine göre 3 evreli bir dönemdir. Fakat herkesin kabul ettiği ortak düşünce ise son dönem "Olgun Barok" Johann Sebastian Bach'ın etkisi altında geçmiştir. Barok müziğinin yapısında en belirgin özellik, müzikde "kontrast"lar kullanılması olmuş ve bununla birlikte konçertolar devri başlamıştır. Müziksel ifadeyi güçlendirmek için kullanılan ses düzeyinin alçalıp yükselmesi Barok dönemde keşfedilen ve gelişen işaretlerle başlar. Ortaçağ ve Rönesans'ta ses şiddeti, hep aynı seviyede kullanılmaktaydı. Barok dönemde "Piyano - düşük ses" ve "forte - gür ses" terimleri ile eserlerde ses şiddetinin önemi ve katkısı görülmeye başlar. Barok dönemin bir diğer yeniliği bu döneme kadar olan müzikal yapıda bulunmayan ve eserin başka bir bölüme geçeceğini veya bittiğini belirten bir olgunun kullanılmasıdır. Eserlerde kapanışlar ve geçişler daha güçlü yer alır. Kontrastlar üzerine kurulan Barok müzikte ritmik yapıda da büyük gelişmeler olur. Rönesans'tan Barok müziğe sıçrayan metine bağlı müzikal anlatım, konuşma dilindeki vurguların abartılmasına neden olur. Barok dönemde doğan Opera ve kantatlar günümüzde de aynı kurala bağlı kalınarak abartılı bir dilde seslendirilirler. Barok dönemle beraber çalgı müziği büyük ilerleme gösterir. Yalnız çalgılar için bestelenen yapıtlar çoğalır. Ses müziği ve çalgı müziğinin birleştirilmesi de Barok dönemde filizlenir. Eşlik görevi gören sürekli bas çalgıları ve insan sesi birleşir. Kontrast oluşturmak amacıyla eşlik çalgıları tekdüze hareket ederken, vokal hareketli ve süslü davranır. 16.yüzyılın sona ermesiyle birlikte İtalyan besteciler madrigal adını verdikleri, şiirler üzerine yazdıkları çok sesli müzikler üzerine yoğunlaşmaya başladılar. Monteverdi'nin opera eserleri ve madrigalleri, barok dönemin ilk zamanlarının zirve noktası olmuş ve daha sonra gelecek müziğe liderlik etmiştir. Dinsel bir tema üzerine kurulu dramatik eserler olan oratoryolar, kökünü Roma'dan alırlar. Avrupa'ya yayılması ise Alman-İngiliz besteci George Frideric Handel sayesinde olmuştur. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en önemli oratoryo olan Messiah oratoryosu G.F.Handel tarafından İngiltere'de bestelenmiştir (1741). Sonat, kendini barok dönemin ilk zamanlarında bulmuş bir başka müzik tarzıdır. İtalya'da sonat, yavaş ve hızlı dans parçalarından oluşan eser veya yavaş-hızlı kontrastlarıyla gelişen eserlere denir(daha sonra bu tarz kiliselerde kullanıldı). Arcangelo Corelli gibi her iki tarzda da müzik yapan besteciler olmuştur.İtalya'nın dışında süit adı verilen dans parçaları yaratılmaya başlandı. Süitler de büyük bir gelişimin habercisi olsalar da, sonatlar kadar önemli bir kilometre taşı değillerdi. Süitler, kantatlarda olduğu gibi tek bir çıkış noktasından hareketle iki veya üç bölümlü forma ulaşırdı (örneğin Domenico Scarlatti'nin klavye sonatları gibi), Bach'ın bestelediği birden çok formlu eserler gibi. İlk sonatlar, ya tek bir enstürman ya da küçük bir grup için yazılırdı. 17.yüzyılın sonlarına doğru(barok dönemin ortaları),bu sonat formu konçerto grosso şekline dönüştü. Solist grup ise genellikle concertino (iki keman ve continuo) olurdu. Daha sonra ise konçerto durumuna dönüştü. Bach'ın Brandenburg Konçertoları konçerto grosso stilinin bu dönemdeki en iyi örneklerinden şüphesiz birisidir. Ayrıca en az Bach'ın olduğu kadar, Antonio Vivaldi'nin solo konçertoları da bu dönemin en önemli modellerinden oldu. Sonat, konçerto ve vokal formları gelişiminin ortalarında, barok dönemin bir başka önemli özelliği ortaya çıkmaya başladı : Tonalite. 16.yüzyılın ortalarında eski kilise modları, yeni anahtar bağları konseptiyle yer değiştirmeye başladı. Barok dönemle birlikte besteciler bir anahtardan diğerine atlamaya başlamıştı. Zamanın kromatik müziğini üretmeye başlamışlardı. Zamanla, anahtarlar arasında ki bağ ve geçişler bir sistem halini aldı. Bach'ın İyi Düzenlenmiş Klavye(Well-tempered clavier) adlı eseri bu bağı anlamak için iyi bir örnektir. Bu eser ayrıca bir başka iki önemli barok özelliği yapısı içinde barındırmaktadır : Prelüd ve füg. Barok dönemin en gözde çalgıları klavsen ve harpsikorttu. Bunlar seslerin hafif veya kuvvetli çıkmasına olanak sağlamayan bir düzeneğe sahiptiler. Oysa barok dönemde gelişen, müzikal anlatımı güçlendiren müzik sembolleri ve o dönemde ihtiyaç duyulan hafif ve kuvvetli çalımlar önemli bir unsur halini almıştı. Barok dönemde icat edilmesine karşın dönemin bestecileri piyano için eser yazmazlar. Klavsene göre cılız bir sese ve sert tuşeye sahip piyanoya eser veren ilk besteci Muzio Clementi'dir. 1773'de daha on sekizindeyken piyano için üç sonat yazmış, çalgıyı popüler hale getirmiştir. Bach gibi ünlü Barok dönem bestecilerinin günümüzde piyanoda çalınan eserleri aslında piyano için yazılmamıştır. Dolayısıyla piyano ve forte gibi nüanslar ve gibi çalım tekniklerinin hiç biri eserlerin aslında yoktur veya çok azdır. Bütün bu değişiklikler birbirlerine paralel olarak geldi ve barok dönemi oluşturdular. Eski kurallardan ve polifonik takıntılardan kurtulunması, yeni bir tarz ve kural geleneği yapma gereğini doğurdu. Bu da, kadanslar veya armonik geri planlar üzerine doğal olarak solistlik yapan, melodiyi ortaya çıkardı. Bu armoniler içinde sequence(zincirleme)i getirdi ve tüm bu armonik gelişimler bir yandan da ritmik gelişmeleri doğurdu. Bas bölümleri, Orta Avrupa dans müziğinin tipik ritmleriyle kaynaştı ve tüm bunlar barok müziği barok müzik yaptı. Barok dönemde müzik, modern müzikal dilin gelişiminde kuşkusuz en önemli kilometre taşı olmuştur. Bu 1,5 yüzyıl içerisinde, müzikal formlar değişip geliştikçe bir yandan da daha sonrasının ve bugünün müzik standartlarını belirlemeye başlamıştı. Tonalite ve akor tonlaması çok büyük önem taşımaktadır. Bir başka önemli özellik ise müziğin, bu dönemde evrensel bir dil taşımaya başlaması, ulusallıktan çıkıp tüm Avrupa ve dünyaya seslenmesidir. BAROK ÜZERİNE İLGİNÇ NOTLAR Dr. Georgi Lozanov, ünlü Bulgar psikoloğu, dakikada yaklaşık 60 vuruşluk bir tempo ile barok müziği kullanarak yabancı dilleri öğretme konusunda bir yöntem geliştirdi. Öğrencilerin öğrenmesi normalden çok daha kısa sürdü. Dönem içinde öğretilecek olan normal sözcük bilgilerinin ve deyimlerinin yarısı (1000'e yakın sözcük ve deyim) tek bir günde öğrenildi. Bunun yanında öğrencilerin öğrendiklerini akıllarında tutma oranı ortalama %92'ydi! Dr.Lozanov bu sonuçlarla belirli Barok parçalarını kullanarak yabancı dillerin %85-100 verimle normal süreleri olan 2 yıl yerine 30 günde öğretilebileceğini kanıtlamış oldu. Barok müzikle öğrenen öğrenciler dört yıl boyunca kullanmasalar bile %100 doğrulukla ikinci dillerini anımsayabilmişlerdir! Binlerce öğrenciye sahip olan 'The Center for New Discoveries in Learning' yıllardan beri hem derslerde hem de öğrencilerin ders çalışmalarında müziğin kullanımını araştırmaktadır. Mozart ve belirli Barok parçalar (dakikada 60 vuruşluk tempolarla kaydedilmiş olanlar) kullanan öğrencilerin daha sakin olduklarını, daha uzun çalışabildiklerini, öğrendiklerini daha uzun süre anımsayabildiklerini ve öğretmenlerinden öğrendiğimiz kadarıyla daha iyi notlar aldıklarını gözlemledik. Doğru tempoda kaydedilmiş bu özel müzik parçaları en yüksek öğrenme/anımsama etkisi için beynin sağ ve sol bölümlerini harekete geçirir. Müzik beynin sağ tarafını harekete geçirirken çocuğunuzun okuduğu ya da sesli söylediği sözcükler sol tarafı harekete geçirir. Araştırmaya göre bu da öğrenme potansiyelini en az beş kat artırır. Kulağınız düzenli, saniyede bir vuruşluk Barok müziğini duyduğunda kalbinizde tempoya uygun olarak düzenli bir şekilde atar. Bu rahatlamış ve aynı zamanda zinde durumdayken zihniniz daha kolay konsantre olabilir. Müzik, fizyolojik durumumuzu karşılar ve onu etkiler. Ağır zihin çalışmaları gerektiren işlerde nabzımız ve kan basıncımız artar ve genelde bu durumdayken konsantre olmak daha zordur. Barok ve Mozart parçalarından tempoları düşünülerek özellikle seçilmiş olan bazı CD'ler kan basıncınızı ve nabzınızı düşürürken aynı zamanda öğrenme yeteneğinizi artırır. Ders çalışırken, iş yerinizde ya da araba kullanırken Mozart, Vivaldi, Pachabel, Handel ve Bach gibi bestecilerin müziklerini dinlemenin yukarıda anlattığımız türde sayısız yararları vardır. Batıda Klasik müziğin dönüşümü, kamusal alanda dolaşıma girmenin, müziği nasıl aristokrasinin hegemonyasından çıkardığını gösteren canalıcı bir örnek. 18. Yüzyıl, bilindiği gibi, Avrupa'da müziğin Barok yüzyılıdır. Haendel gibi, Haydn gibi, Mozart gibi, Bach gibi, Barok müziğin büyük ustaları bu yüzyılda vermişlerdir eserlerini. Ama Barok müzik, feodal aristokrasinin özel alanına ait bir etkinlik olarak kalır bu yüzyıl boyunca... Werner Stark'ın, The Sociology of Knowledge'da belirttiği gibi, Haydn, Kont Esterhazy için müzik bestelemekte, bu müzik, Esterhazy Şatosu’nda, ona ait olan özel alanda icra edilmektedir. (Haydn, bu şatoda, yemeklerini Esterhazy Kontu'nun uşaklarıyla birlikte yemektedir!) Klasik müzik, kamusal alanda dolaşıma girmemiştir henüz. Bu, ancak 19. Yüzyılda gerçekleşecek ve mesela Beethoven'in müziği, kamuya açık alanlarda, bu yüzyılda icra edilebilecektir.. Salon müzik ilişkisine örnek: Barok müzik, J.S.Bach dönemindeki besteciler kiliselerde, belediye ve saraylarda veye bir operada görevliydiler. Bu yerlerin ortak özellikleri küçük olmaları idi. Genellikle dikdörtgen şeklinde yansıtıcı yüzeylere sahiptirler. Bu akustik çevrelerdeki yankılanma süresi kısadır. Böyle bir çevrede çalınan müzik çok parlak olur ancak seslerin dolgunluğu azdır.Klasik dönem Haydn, Mozart, Beethoven, bu dönemdeki orkestrada 40 kadar çalgıcı bulunuyordu. Yaylı, ağaç üflemeli, prinç üflemeli, vurmalı çalgılar kullanılıyordu. O zamanki konser salonları şimdikilerden küçüktü. Dinleyiciler ise 300-400 kişi kadardı. Bu salonlar, tümüyle doluyken yankılanma süresi 1,5 s olmaktadır. 19 yy daha büyük yapılar inşaa edildi ve süre 1,5 s- 1,8 s aralığına uzadı. Bu gün Klasik dönem müzikleri için en iyi yankılanma süresi 1,5 ile1,7 arasında kabul edilmektedir. Romantik devir daha kişiseldir. Bestecinin duygularının anlatımı önemlidir. Brahms, Wagner, Çaykovski, Debussy gibi bestecilerin dönemidir. Daha dolgun seslere ve daha uzun yankılanma sürelerine ihtiyaç duyulur. Bu dönemde yankı süreleri 2 s ye kadar uzamıştır. Bu gün romantik müzikler için yankılanma süresi 1,9 s - 2,2 s arasında kabul edilmektedir.
Barok dönem, 1600 ile 1750 yılları İtalya'daki opera denemeleriyle başlamış, J.S.Bach'ın ölümüyle sona ermiş, ve tüm müzik türlerinde günümüze kadar kalıcı olan değişikliklerin oluşmasına neden olmuştur.Barok müzik, bir döneme adını vermekle birlikte mimari başta olmak üzere diğer pekçok kategoride de değerlendirilebilmektedir.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KLASİK DÖNEM
1/7/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEMLERI
Özellikle müzikte olmak üzere,birçok alanda sık sık kullanılan klasik kelimesi, ülkelere ve çağlara göre çok değişik gerçeklikleri kapsar.Klasik müzik ;popüler veya hafif diye adlandırılan müziklerin karşıtı gibi ele alınabilir ve o zaman Pérotin den (ykl.1200)Pierre Boulez in izleyicilerine (XX.yy sonu) kadar bütün yüksek (veya ciddi)Avrupa müziğini içine alır. Bu bağlamda ( Avrupa dışı müziklerin tersine) klasik müzik ile çağdaş müzik ayrımı yapılabilir ve çağdaş müzik, mesela Debussy'den veya Boulez-Stockhausen kuşağından (1945) başlatılabilir. Aynı şekilde klasik müzik, romantik müzikten,barok müzikten,Rönesans müziğinden ve ortaçağ müziğinden de ayrılmaktadır.Ne var ki bu anlamda Lully ve Rameau'nun Versailles klasikçiliği ile Haydn, Mozart ve Beethoven'in Viyana klasikçiliği, ne zaman, ne teknik,ne de estetik olarak biribirine karıştırılamaz; hatta bunların birinden ötekine geçişi, çok önemli bir kültür olayı olan Soytarılar savaşı(1752 de, Fransız müziği ile İtalyan müziği taraftarları arasında Pariste çıkan sanat kavgası) simgeler.Edebiyatta olduğu gibi müzikte de klasik teriminin kullanılışı çok eski değildir (ilkin 1800 ler civarı) ve romantik; terimin-den daha sonra kullanıldığı kesindir.Son olarak şunuda belirtelim ki, Goethe'den itibaren, yani XIX.yüzyıl ın başından beri müzikteki klasik-romantik karşıtlığı, zihinleri, özellikle de yazarların zihnini epeyce meşgul etmiştir. Müzikte son baroğun en büyük temsilcisi olan Bach 1750 de Leipzig de öldüğünde genç Haydn Viyana da ilk eserlerini yazıyordu. Bu olaylar bir yüzyılı iki eşit döneme ayırır. Birinci yarıya Bach hakimdir. İkinci yarıdaysa Haydn yepyeni bir sanat ve toplum bağlamında, Mozart ile birlikte, Viyanayı en azından yaratıcılık açısından, Avrupanın müzik merkezi haline getirir. Bu iki besteci XVIII. yy ın ikinci yarısıyla özdeşleşir. Sonraki kuşaklar geriye dönüp baktıklarında böyle düşüneceklerdir. Özellikle Bach, ortaçağdan ve Rönesanstan devralınan birikimi en uç noktasına ve zirveye ulaştırmıştır. Oysa onun çağdaşı olan bestecile-rin büyük bir kısmı, besteleme tekniklerinin sadeleştirilmesi , armoni ve çokseslilik (kontrpuan) yerine melodiye öncelik verilmesi gibi eğilimler göstermektedir. Bach'ın ölümünden hemen önceki ve hemen sonraki dönemlerde Bach'a oranla kesin bir yüzeysellik görülür. Yeni melodi anlayışı ileride daha da güçlenecektir, ama kompozisyon yoğunluğu bakımından bu yeni anlayışın yol açtığı kayıplar, yeni bir çokseslilik, yeni bir yoğunluk ve yeni bir müzik düşüncesi getiren Haydn ve Mozart dehaları sayesinde ancak 1780 e doğru telafi edilecektir. Haydn ve Mozart yetişme döneminde eserlerinin tek bir notasını bile bilmedikleri Bach'ın üslubundan çok uzaktır. İkisinin de üslubunun ilk belirtileri, Bach'ın ölümünden epeyce önce ortaya çıkmıştır ve Bach'ınkinden çok daha fazla Telemann, Scarlatti gibi çağdaşlarının ve 1710 dolaylarında doğmuş olan ve bazılarınca ön-klasik diye nitelenen bestecilerin üslubundan izler taşır. Ön-Klasik denilen besteciler Kuzey Almanya'da Carl Phillip Emanuel Bach (Johann Sebastian'ın dört müzisyen oğlunun ikincisi), Mannheim'da Johann Stamitz, Viyana'da Mathias Georg Monn ve Georg Christoph Wagenseil ve Milanoda Giovanni Battista Sammartinidir. İtalyan opera bestecilerinin ve Johann Adolf Hasse gibi, Italyan olmayan ama İtalyan tarzı operalar yazan bestecilerin de apayrı bir yeri vardır. En azından XX.yüzyılın ortalarına kadar, Haydn (1732-1809) ve Mozart'ın (1756-1791) son eserleri ve Beethoven'in hemen hemen bütün eserleri, bestecilerin ve dinleyicilerin düzeylerini belirleme konusunda mihenktaşı sayılacaktır. Özellikle bu anlamda bu üç besteci klasiktir. Onlar tarihte keşfedilmeye ihtiyaçları olmayan ilk bestecilerdir. Bu onlardan önceki bütün bestecile-rin büsbütün unutulduktan sonra XX.yüzyılda yeniden hatırlandığı ve Haydn ve Mozart'ın eserlerinin (hiçbir zaman Bach gibi bir köşede keşfedilmei beklememişlerdir), 19. yüzyılda da günümüzdeki kadar tanındığı, anlaşıldığı ve çalındığı anlamına gelmez. Ama Haydn ve Mozart, kendi dönemlerinden günümüze kadar repertuvarda ve dinleyicinin zihninde çok sağlam bir yer edinmişlerdir. Aslında, onlar en büyük eserlerini, o dönemde ortaya çıkan ve istensin veya istenmesin, bugün de müzik hayatımızın temelini oluşturan konserler için yazmışlardır. Aynı şekilde senfonik orkestrayı yarattılar ve (özellikle Haydn) yaylılar dörtlüsünden senfoniye kadar yeni türlerin parlak örneklerini verdiler. Bu bestecilerin piyano sonatlarını ve (özellikle Mozart tarafından) temelden değiştirilen konçerto türündeki eserlerini ve operalarını da anmak gerekir. Senfonik müziği (veya orkestra müziğini) oda müziğinden ayırdılar ve Germen, hatta Viyana müziğinin, birbuçuk yüzyılı aşkın bir süre boyunca bütün Avrupa'ya hakim olmasını sağladılar. Nihayet, bu müzisyenler sanatçının özgürlüğü ilkesini iktidarlara ve topluma kabul ettirdiler. Klasik üslup 1780-1815 arasında en parlak dönemini yaşadı. Bu dönemde Avrupa'da Fransız devrimini hazırlayan olaylar, sonra devrim, hemen ardından patlak veren olaylar yaşandı. Kökenlerine eğinildiğinde görülür ki Viyana, 1750'ye doğru diğerleri gibi bir merkezdir. Ama en küçük bir kuramsal spekülasyona girişmeksizin denebilir ki, Viyana üslubu-Başlangıçta,mesela Mannheim üslubundan daha az şaaşalı daha az heyecan yaratıcıdır- Ama çok geçmeden (Haydn'ın 1760 lardaki senfonileriyle kesin olarak), en ileri ve en anlamlı biçimsel ve tonal arayışlarla özdeşleşmiştir. Ve sonunda, 1800 insanları için, tek başına (veya hemen hemen) orkestra müziğinin ve yüksek düzeyli oda müziğinin temsilcisiydi, hatta Viyana üslubu, orkestra müziğiyle tamamen özdeşleşti. Bu bakımdan İtalyadan ve 1789 öncesi ve sonrası Fransasından olduğu kadar, kurumsal etkinliklerin yoğun olduğu, ama Viyana okulunun üstün başarılarıyla kıyaslanabilecek hiçbirşey ortaya koyamayan Kuzey Almanyadan da ayrılır ve Empfindsamkeit tan doğrudan doğruya romantizme geçer. Öte yandan Viyana üslubu, yanlız Kuzeyin ve Güneyin (Italya) değil, Doğu ve Batının da(Haydn, Slav dünyasının çok yakınında doğmuştur) birleştiği bir yer olarak görünür. Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, Viyana üslubunda yanlız değişik halkların değil,değişik toplumsal katmanların duyguları da (1770 e doğru, Kuzey Almanyada Haydn'ın avama yönelik üslup özelliklerine karşı gösterdiği sert tepkiler, bunun kanıtıdır) biraraya gelmiştir. Viyana üslubu kültürlü kesime yönelik olanla basit halkayönelik olanı da, aristokratik olanla amiyane olanı, hiçbirine hiçbirşey kaybettirmeden birbirine karıştırdı ve bunların evrensele yönelen bir sanat dünyası doğurduğunu kabul ettirdi.Bu insanca özelliklere, 1780lerde, 2. Josephin hükümdarlığı döneminde, Viyana'nın aydınlanma ruhunun getirdiği entellektüel bir kaynaşma ortamı oluşu da eklendi. Haydn ve Mozart, bu arada olgunluk dönemindeydiler ve bu ortamdanbeslenmeyi bildiler. Mozartın sihirli flütü (die Zauberflöte 1791) bunun kanıtıdır, bu eser Viyana ruhunu, dolasıyla dönemin özünü yüceltmiştir.Buna tepkiler gecikmedi, ama Haydn, Yaratılış (1798) adlı oratoryosuyla Beethoven Fideliosuyla (1805-1814)hatta Metternich Sistemi sırasında 9. Senfonisiyle (1824) geleneği sürdürdü. 9. Senfoni, bütün insanların kardeş olduğunu ilan etmekle kalmayıp, kesinlik taşıdığı bir çağdan kaynaklanan son sarsıntıdır
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
1945 SONRASI DÖNEM BESTECİLERİ - JOHN CAGE
28/6/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEM BESTECILERI

anatla yaşam arasındaki sınırlar nedir? Olmalı mıdır? Neden Bach müzisyendir de ben değilim? En yeteneksiz insanın bile çıkardığı sesleri seven birileri bulunmaz mı? Çıkan sesler neye göre müziktir ve buna kim karar verir? Sesin çıkması için harekete, yani titreşime ihtiyaç vardır. Bu titreşimler düzenliyse ortaya çıkan ses "müziksel" değilse "gürültü"dür. Ama bu "düzen"in nasıl olacağına dair bir karar mercii olabilir mi? Bana Pavarotti'nin söylediği aryalar "gürültü", bahçeyi sularken kendi çıkardığım sesler "müziksel" gelemez mi? Pavarotti'de iyi bir entonasyon (ses yüksekliklerini mutlak bir doğrulukta verebilme becerisi) olması neyi değiştirir?
5 Eylül'de 85 yaşına giren John Cage'in müziğinin çıkış noktası yukarıdakilere benzer sorular. Cage, yaşamını sanatla yaşam arasındaki farkları ortadan kaldırmaya adamış bir müzisyen. Onun müziğe getirdiği yenilikler kadar müzik felsefesi de önemlidir. "Yaptığınız herşey müziktir" der ve bunu şiddetle savunur Cage. Kimilerine göre 20. yüzyılın yetiştirdiği en büyük müzisyen, gerçek bir deha, kimilerine göre de ne yaptığını bilmeyen bir delidir. Yaşamı alkışlarla yuhlanmalar arasında gidip gelmiştir. Ama Cage hep bildiğini okumuş, dikkafalılığından ödün vermemiş, sonunda da bunu bütün dünyaya kabul ettirmiştir.. Bildiği ise aslında çok basittir: Bir ses, diğeri ile mutlaka bağlantılı değildir ve ses düzenlemesinde belli bir denetim gerekmez.
Cage'in "acayip" çıkışları Andy Warhol'dan, Stockhausen'a, John Cale'e ve hatta İlhan Mimaroğlu'ya kadar yazarından müzisyenine birçok alanda sanatçıyı etkilemiştir. Yaşamı boyunca ilgi çekmiş, ama avangard birtakım çevreler dışında uzun süre önemsenmemiştir.
Yorumcuya özgürlük tanıması ve yorumcunun da besteye müdahelesi fikri 20. yy müziği üzerinde çok etkili olmuştur. Cage'in 20. yy müziğine getirdiği bir başka yenilik notaların belli metodlarla ama "tesadüfi" birlikteliğinden oluşan müziğidir. Eserini hazırlarken icra edileceği salonun mimari yapısından, konumundan, büyüklüğüne kadar herşeyi titizlikle tasarlar.
Müzik dünyasınca en az yadırganmış birkaç icraatından birisi "Hazırlanmış Piyano"sudur. Piyanonun tellerini birbirine bağlayarak ve aralarına plastik parçalar, sopa gibi birtakım gereçler ekleyerek tınısını değiştirmiştir. "Hazırlanmış Piyano İçin Konçerto"su (1951) en önemli eserlerindendir.
1930-40 yılları arasındaki çalışmalarının tamamına yakını Hazırlanmış Piyano ve vurmalı çalgılar içindir. "Living Room Music"de oturma odasında bulunabilecek eşyaları kullanarak müzik yapar. 1940'ların sonunda Zen Budizm başta olmak üzere doğu felsefelerine takılır ve bundan sonraki eserlerinde bu durum hep etkili olacaktır.
1950'ye kadar dışavurumcu olarak tanımlayabileceğimiz Cage, bu tarihten sonra rastlantıya, yorumcuların hatta seyircilerin katılımına izin verecek kadar geniş sınırları olan bir özgürlüğe yönelir. Bunun felsefesini de bu yıllarda açıklar. Cage'e göre, insan, dünyayı kendisine adapte etmeye çalışmaktan vazgeçmeli, kendisi dünyaya adapte olmalıdır. Müzikte de tıpkı yaşamdaki gibi kişi kendisi için en iyi olanı bulmalı ve kurmalıdır.
1952 yılında değil Cage'in, bütün müzik tarihinin en ilginç konseri olur: 4' 33''. Konserde eser boyunca icracılar sessizce otururlar. Sadece bölüm sonlarında bölümün bittiğine dair hareketler yaparlar. Müzik, salonun içinden ve dışından çıkan seslerden oluşmuştur. Cage'in en sevdiği ve en önemli çalışması olarak bahsettiği bu eserin Cage'e göre birinci bölümü dışarıdan gelen rüzgar sesinden, ikinci bölümü çatıya vuran yağmur damlalarından, üçüncü bölüm ise dinleyicilerin salonu boşaltırken çıkardıkları ilginç seslerden oluşur.
Sessizlik diye birşey gerçekten var mıdır? Bizim en sessiz zannettiğimiz zamanlarda bile yaklaşık 30 db ses vardır aslında. John Cage'in deyimiyle "Hiçbir sesin çıkmadığı yerde kalbinizin sesi" duyulur. "4' 33''"de de Cage, dinleyicilere etraftan gelen seslerin o salonda hep dinledikleri müzikten daha ilginç olabileceğini göstermeye çalışır.
Cage'in manyetik teyp üzerine kaydettiği ilk eseri Landscape No5'dir. Bu eserini 42 plaktan çıkan sesleri önce kasette birleştirip sonra kesip biçip, değiştirip tekrar birleştirerek oluşturur. Cage'in müziği zaman zaman göze de hitap eder. Yine 1952'de yaptığı Water Music'de, bir takım kaplardan su döker ve bu akan suyun altından ıslık çalar. Oyun kağıtları, radyo ve domino taşları gibi birçok alet çıkarıkları seslerin yanında görsel olarak da olayın parçasıdır.
1950'lerin sonunda tesadüfi müziği iyice abartmış, artık eserlerinde tam bir belirsizlik hakim olmaya başlar. Bazı konçertoları dilendiği kadar enstrumanla, ayrı ayrı ya da bir bütün olarak ya da herhangi bir konbinasyonla icra edilebilir niteliktedir. Cage, bu yıllarda özellikle Avrupa'da daha çok ilgi görür. Önce çok yadırgansa da kısa zamanda geniş çevrelerde tartışılmaya başlar ve kabul görür. "Değişim müziği" olarak anılan müziği, kısa sürede Stockhausen başta olmak üzere birçok müzisyen tarafından uygulanmaya başlar. Tudor ile 1954'te yaptığı konser turnesinden sonra '58'de Luciano Berio'nun davetlisi olarak gittiği Milan'da 4 ay kalır.
1960'lardan itibaren eserlerinde teknolojiyi daha fazla kullanır. 1968'de satranç oyununu, '71'de çeşitli grafik çizimleri, 1974'de de şiiri 1979'da James Joyce'un bir romanını müzikal kompozisyon olarak kullanır. Bunun dışında birçok konçerto ve elektronik müziğe imza atar.
Cage'in yaşamı neredeyse çalışmaktan ibarettir. En fazla önem verdiği kavramlardan birisi disiplindir. Onun "tesadüfi" müziği de aslında büyük bir disiplinin ürünüdür. Blender'dan geleneksel enstrumanlara, oyun kağıdından hazırlanmış piyanosuna abartısız "herşey"le yaptığı, müzik aslında ciddi bir felsefenin ürünü değil, kendisidir. Yaşamın da sanatın da sanıldığı ve sunulduğu gibi olmayabileceğini göstermeye adamıştır ömrünü. Hayatında müzikle birlikte doğu felsefeleri, şiir, mimari, resim, mantarlar (mantarlar üzerine yüzlerce kitap okur, evinde ömür boyu mantar yetiştirir), makrobiyotik diyet (1976'da Yoko Ono'nun önerisiyle makrobiyotik diyete başlar ve bu sayede hastalıklarının iyileştiğini, uzun yaşadığını söyler), yazarlık gibi birçok uğraş daha vardır. Bunların hepsiyle, tıpkı müzikle olduğu gibi büyük bir disiplin ve titizlik içerisinde uğraşır. Bu kadar çeşitli alanda faal olan Cage, hiçbir zaman bir enstruman üzerinde virtuoz olmayı denememiş, bunu önemsememiştir.
Cage'e göre insan neyi tutuyorsa onu öder ve herkes herşeye iştirak edebilir. Sanatçı denilen insan da insandır sonuçta ve sanat da yaşamın ta kendisidir. Bunun için 1962'de yaptığı 0' 00'''ı ve onlarca benzerini en sofistike eserleri kadar önemsemiştir. 0' 00''ın icra edildiği "konser"de sahnede sebzeleri temizleyip, dilimleyip, onları blender'ın içine koyar ve çıkan suyu içer!
Uzun süre malum "sanat" çevrelerince biraz deli bir marjinal muamelesi gören Cage, 1970'lerden itibaren kadir kıymet görmeye başlar. Çeşitli üniversitelerden, valiler, belediye başkanları ve hatta hükümetlerden onlarca ödül alır, adına festivaller düzenlenir, hakkında birçok kitap yazılır. 1992 yılında ölene kadar da sanat yaşamını, daha doğru bir deyişle "mücadelesini" sürdürür.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MODERN DÖNEM BESTECİLERİ - İGOR STRAVİNSKİ
28/6/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEM BESTECILERI
![]()
(1882 - 1971)
Rimski-Korsakof ile tanıştı. Ertesi yıl Rimski-Korsakof’tan özel ders almaya başladı ve üç yıl kadar (1903-06) ders almayı sürdürdü. Rimski-Korsakof’la sürekli tartıştığı kompozisyonları, gene onun aracılığıyla Petersburg’da özel ya da halka açık konserlerde seslendirildi. Mi-bemol majör Senfoni’nin (1905-07) yanı sıra, Rimski-Korsakof’un kızına düğün armağanı olarak yazdığı “Feyervek” de (1908; Havai Fişekler) bu tür konserlerde çalındı. Bu son yapıt seslendirilmeden hemen önce ölen ustasının anısına yazdığı cenaze ağıtı (1908) ise Petersburg’da çalındı, ama müziği günümüze ulaşmadı. 1905’te üniversiteden mezun olan Stravinsky, 1906’da kuzeni Yekaterina Nossenko’yla evlendi. 1907’de oğulları Theodore, ertesi yıl da kızları Ludmilla doğdu.
6 Şubat 1909’da Petersburg’da Stravinsky’nin “Peyerverk” ve “Scherzo Fantastique” (1907-08) adlı orkestra parçasını dinleyen emprezaryo Sergey Diaghilev, ondan Rus Balesi’nin 1909 sezonu için çeşitli bale müziklerinin orkestra düzenlemesini yapmasını istedi. 1910 sezonu içinde yeni bir bale müziği ısmarladı. Böylece ortaya çıkan “Jar-ptitsa”nın (L’Oiseau de feu; Ateş Kuşu) 25 Haziran 1910’da Paris Operası’ndaki büyük başarısı üzerine Stravinsky, piyano ve orkestra için yazmaya başladığı “Konzertstück”ü (Konser Parçası) Diaghilev’in de ısrarıyla baleye uyarladı; “Petruşka” adlı bu yapıtı Rus Balesi 1911-1913 arasında tamamladığı “Lesacre du printemps” (Vesna suyaşçennaya; Bahar Ayini) adlı bu çalışmasının dinamik müziği 29 Mayıs 1913’te Paris’in Champs Elysees Tiyatrosu’ndaki ilk gösteride büyük bir skandala yol açtı.
1908-1909 yıllarında başladığı, Hans Christian Andersen’in “Bülbül” masalına dayanan kısa operası ise, 1913’te sahneleneceği Moskova Özgür Tiyatrosu’nun dağılması üzerine Diaghilev tarafından uyarlanarak Rus Balesi’nin 1914 yaz programına alındı. Stravinsky o yaz başladığı “Les Hoces” (Svadebka; Düğünler) adlı bale kantatını Rus köylü temaları ve töreleri üzerine kurmaya karar verdi. Savaşın araya girmesiyle ancak 1917’de tamamlayabildiği kompozisyonun orkestra düzenlemesini 1923’e değin bitiremedi. Rus Balesi’yle ilişkileri yüzünden 1910-14 arasında Rusya’da fazla kalamamıştı. Savaş yıllarını ise tümüyle İsviçre’de geçirdi. Ailesinin vereme yatkınlığı da İsviçre iklimini çekici kılıyordu. İkinci oğlu Soulima 1910’da Lozan’da, ikinci kızı Milena 1914’te Leysin’de doğdu. “Bahar Ayini”nin bazı bölümleriyle Solovey de (Bülbül) İsviçre’de yazıldı.
Savaş ilerledikçe Stravinsky yalnızca Rusya’dan değil, Rus Balesi’nden ve merkezi Berlin’de bulunan müzik yayımcısından da koptu. Savaş sırasında yazdığı kompozisyonların birçoğu için Cenevre’de bir yayımcı buldu. İsviçreli romancı Ferdinand Ramuz’la birlikte gezginci küçük bir tiyatro için, “okunacak oynanacak ve dans edilecek” eğlendirici “L Histoire du soldat”yı (Askerin Öyküsü) yazdı.
Savaş bitince Fransa’ya yerleşerek yaklaşık 20 yıl (1920-39) çeşitli Fransız kentlerinde oturdu. Bu yıllar da müziğinde de köklü bir değişikliğe giderek önceki üslubunu belirleyen Rus öğeleri yerine yeni-klasik anlatımı benimsedi. Ama yepyeni bir tarzda yazabilmek için büyük çaba göstermek zorunda kaldı ve ancak “örnekleme, deneme ve birleştirme” yılları dediği uzun çalışmaların ardından, önceki büyük yapıtlarıyla boy ölçüşebilecek “Oedipus Rex” (1927; Kral Oedipus) ve “Lasymphonie de Psaumes” (1930; Mezmurlar Senfonisi) gibi yeni yapıtlar verdi.
Savaştan hemen sonra Stravinsky, Rus Balesi’yle yeniden, ama bu kez çok daha gevşek bağ kurdu. Diaghilev’in isteği üzerine 1920’de Giovanni Battista Pergolesi’nin müziğine dayanan “Pulcinella” (1920) bale düzenlenmesini yaptı. Bu topluluk için yazdığı son bale “Apollon Musagete” (1928; Musaların Başı Apollon) oldu. Ertesi yıl Diaghilev öldü ve topluluk dağıldı.
Rusya’daki mülklerini yitiren Stravinsky, gelir sağlamak için yan uğraş olarak piyanistliğe ve orkestra şefliğine yöneldi. Piyano ve nefesli çalgılar için konçerto (1923-24), piyano için Sonat ((1924), piyano için La Majör Serenat (1925), piyano ve orkestra için Capriccio (1929), iki solo piyano için Konçerto (1935) gibi bazı yapıtlarını da solocu olarak kendisi için yazdı. Daha çok Avrupa’da turneye çıktıysa da üç kez Kuzey Amerika’ya (1925, 1935 ve 1937) bir kez de Güney Amerika’ya (1936) gitti. Bu arada bale müziği yazmayı da sürdürdü. Rus dansçı Ida Rubinstein’ın 1920’lerin sonunda oluşturduğu topluluk için iki bale müziği yazdı. Bunlardan “Le Baiser de la Fee”yi (1928; Perinin Öpüşü) Çaykovski’nin piyano ve vokal müziğinden seçmeler üzerine kurdu. “Persephone”daysa (1934) Andre Gide’in bir şiirini temel aldı. Ardından, yeni kurulan Amerikan Bale Topluluğu için “The Card Party”yi (1937; İskambil Partisi) yazdı.
1938’de büyük kızı veremden ölen Stravinsky, 1939’da da karısını ve annesini kaybetti. II. Dünya Savaşı başlayınca Harvard Üniversitesi’nin çağrısını kabul ederek 1939-40 öğretim yılında müzik konferansları vermek üzere ABD’ye gitti. 1940’ta yıllardır tanıdığı oyuncu Vera de Bosset’yle evlendi. Hollywood’da bir ev satın alarak çeyrek yüzyıldan fazla karısıyla orada yaşadı.
Savaş yıllarında “Do Majör Senfoni” (1938-40)ve “Üç Bölümlü Senfoni” (1942-45) adlı iki önemli senfonik yapıt besteledi. 1920’de yazdığı “Nefesli Çalgılar Senfonileri”nde kullandığı Rusya dönemine özgü müzik ögelerinin yerine, “Do majör Senfoni”de yeni klasik ilkelerin senfoni formunda bir özetini verdi. “Üç Bölümlü Senfoni”deyse konçerto ve senfoninin temel özelliklerini başarıyla birleştirdi. 1948-51 arasında “The Rake’s Progress” (Ahlaksızın İlerlemesi) adlı yeni-klasik operası üzenrinde çalıştı. Librettosunu W. H. Auden ile Chester Kalman’ın yazdığı bu operayı bitirince, 1939’dan beri ilk kez Avrupa’ya dönerek yapıtının Venedik’teki Teatro la Fenice’deki ilk sahnelenişini yönetti.
“The Rake’s Progress”i yazarken asistan olarak Hollywood’daki evine çağırdığı genç ABD’li müzikçi Robert Craft’ın serial müziğe yakınlığı, Stravinsky’nin artık kendisine dar gelen yeni-klasik tarzı aşmasına yardımcı oldu. O sıralar henüz pek tanımadığı Anton von Webern’in, Arnold Schoenberg’in ve Alban Berg’in müziğini dikkatle inceleyen Stravinsky, başlangıçta tonal müzik çatısı içinde bazı çekingen serial müzik denemeleri yaptı. Daha büyük ölçekli yapıtlar olan “Canticum Sacrum” (1955; Kutsal Kantik) ve “Agon” (1953-57) balesinde modal ve tonal bir müzikle başladıktan sonra tümüyle serial bir yapıya geçiyor ve sonunda başlangıçtaki modal ve tonal müziğe dönüyordu.
Tümüyle serial kompozisyonlarından ilki olan “Thereni”yi (1958; Threnoslar), Rusya ve yeni-klasik dönemlerinin başyapıtları kadar önem taşıyan “Movements” (1959), “Variations” (1964; Çeşitlemeler) ve “Requiem Canticles” (1966; Requiem Kantikleri) izledi. Bu tarihten sonra sağlığı bozulan Stravinsky, gitgide daha az yazmaya başladı, ama 1970’te bile hâlâ Bach’ın bazı prelüd ve füglerinin çalgı için transkripsiyonlarını yapıyordu.
Stravinsky, 20. yüzyıl müziğine büyük katkıda bulunmuş, kendine özgü eleştirel tutumu özellikle ölçü, tempo ve ses gürlükleri açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Bileşik ölçülü asimetrik kalıpları araştırmış, müzik cümlelerinde kullandığı figür ve motifleri uzatarak ya da çıkararak simetrik cümleleme geleneğini yıkmıştır. Müziğe yeniden kazandırdığı şaşmayan vuruş duygusu birçok bestesinin dansa uygun düşmesini sağlamıştır.
Bazısı ortak çalışma ürünü birçok kitabı da yayımlanan Stravinsky, 6 Nisan 1971'de ABD'nin New York eyaletinde hayata veda etti ve Venedik’te San Michele Adası’nda toprağa verildi.
DİĞER ÖNEMLİ YAPITLARI
Operalar: Mavra (1922).
Sahne müziği: Renard (1916; Tilki), Tufan (1962).
Ses Müziği: Yıldızlar Kralı (1911), Babil Kulesi (1944), Missa (1948), Kantat (1952), Bir Vaaz, Bir Anlatı, Bir Dua (1961), İbrahim ve İshak(1963).
Orkestra Yapıtları: Circus Polka (1942), Od (1943).
Bale Sahneleri (1944).
Konçertolar: Re Majör Keman Konçertosu (1931), Dumbarton Oaks (1938), Ebony Concerto (1945), Yaylı Çalgılar İçin Re Majör Konçerto (1946).
Oda Müziği: Yaylı Çalgılar Dörtlüsü İçin Üç Parça (1914), Solo Klarnet İçin Üç Parça (1919), Yaylı Çalgılar İçin Konçertino (1920), Nefesli Çalgılar İçin Sekizli (1923), Duo Concertant (1932), Eleji (1944), Yedili (1952), Çiftli Kanon (1959).
Piyano Yapıtları: Piano Rag-Music (1919), iki piyano için sonat (1944).
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MODERN DÖNEM BESTECİLERİ - BELA BARTOK
28/6/2007 -Kategori: KLASIK BATI MUZIGI DONEM BESTECILERI

(25 Mart 1881’de Nagy Szent Miklos’da doğmuş, 26 Eylül 1945 de New York’da ölmüştür).
İkinci dünya savaşını takip eden ilk ayların kargaşalığı içinde Béla Bartok’un ölüm haberi hemen hiçbir yankı yapmadı. Dünyadaki kargaşalık biraz yatıştıktan sonra bu acı kaybın farkına varılmış ve tarihi bir şahsiyetin bu fani dünyadan ayrılışı amansız bir gerçek olarak anlaşılmıştır. Memleketi olan Macaristan’a dönmeye karar vermişti. Onun hasretiyle dolu ve hasta olan Bartok, yabancı bir diyarda öldü. Kendi arzusu ile göçettiği halde ancak güçlükle oraya alışabilmişti.
Bartok’un eserleri sadece miktar ve gelişme bakımından değil, şümullü bir bütün olarak da gözlerimizin önünde durmaktadır. Daha şimdiden klasik bir seviyeye yükselen Bartok’un eserlerine kısaca göz atılırsa köklerinin hem Bach ve Beethoven’de hem de, Macar halk türkülerinde olduğu görülür. Bartok’un içindeki ateş ve heyecandan ruhlaşan müziği hayret edilecek bir tarzda en son inceliğe kadar gelişmiştir. Bu müziğin melodik, ritmik, armonik ve ruhi ifade tarzını meydana getiren temel unsurlara derin bağlılığının neticesidir. Bu itibarla Bartok’un şahsiyetini tamamıyle anlamak için araştırmalarının son derece geniş olan tesir sahasından hareket etmeliyiz. Bartok Macaristan’ın, Romanya’nın ve Slovakya’nın her tarafını dolaşarak bu memleketlerin folklörlerini kendine mahsus müzikal muhakeme kudretiyle incelemiş ve böylece Avrupa’nın folklör ilmine yeni ufuklar açmıltır. Sathi malumatla yetinmeyerek derin incelemelerde bulunmuş, o zamana kadar hiç kimsenin dokunmadığı ve zenginliğini farketmediği yeni hazineler ortaya çıkarmıştır. Bu araştırma ve değerlendirme merakı sayesinde en önemli klleksiyon sahiplerinden ve folklör mütehassıslarından biri olmuştur. Arap dünyasına bile el atmıştır. Fakat araştırıcı Bartok aynı zamanda yaratıcı müzisyendir. Daha yüzyılımızın ilk on yılında yazdığı BAGATELLER adlı eserinde yurdunun halk türkülerinindeki pentatonik bünye ve ritmlerinden istifade etti. Dünyayı yıldıran bu eserin stilini teksif ederek ilk yaylı sazlar kuvartetinde kendi öz stilini yarattı. Eserden esere gelişen mutlak özelliği karşısında umumi efkar çok zaman şaşakalmıştır. Lehte ve aleyhte hükümlerin verildiği yıllarda Bartok’un tek başarısı AĞAÇTAN PRENS adlı bale pantomimasıdır. Bu eser, Pfitzner’in PALESTRİNA oprası dikkati çektiği sene ilk defa sahneye konmuştur. Beethoven hakkında yapılan eski araştırmalarda eserlerin tasnifinde kullanılan bir tabire uyularak Bartok’da ikinci keman sonatı ile sona eren bir ORTA DEVİR tespit edilmektedir. Bu eserden sonra Bartok’u son olgunlaşmaya götüren yol başlar. Üçüncü yaylı sazlar kuvartetinde, piyano konçertolarında ve bilhassa MİKROKOSMOS adlı eserinde Bartok artık kemale ermiştir. Buna maddenin ruhlandırılması, form ile şeklin vahdet haline gelmesi diyebiliriz. Bartok hakkında da diyebiliriz ki sadece mikrokosmos’u yazmış olması bile adının anılmasına kafi gelebilirdi. Çünkü bach’ın klavsen biyen tamparesinin yanında yer alan ve altı ciltten mürekkep olan bu eserde eşsiz bir folklörcü ve müzisyen olan Bartok’un bu iki vasfı, terbiyecilik kabiliyeti ile birşelmiştir. Mikrokosmos çağdaş müziği öğreten bir eserdir. Bartok bu eseri, istemeyerek terkettiği yurdundan uzak, denizaşırı bir ülkede meydana getirmiştir. Klasik ve romantizk müziğin tesirleri içinde büyüyen harika çocuk Bartok, seçkin bir piyanist olan Hans Koessler’in kompzisyon öğrencisi oldu. Richard Straussûn eserlerini yakından tanıyınca onlardan kendi kompozisyon tekniği için yeni imkanlar sağladı. Fakat kendi insiyatifi ile keşfedip kendine mal ettiği halk türküleriyle asıl yolunu buldu. Gerek yurdunda, gerekse dışarda bu yolu takip etti. Kendisiyle aynı zamanda hayata atılan bir neslin içinden, yani Wagner’in ölümü sırasında doğup asrımızın başında yeni yollar arayan gençler arasından çıkan, fıtri bir kudret ve geniş bir fikir zebginliğine sahip yaratıcı Bartok ile başka bir yolda yürüyen Strawinsky bu neslin temsilcileridir. İldebrando Pizzetti, İtalyan mazisine bağlanan ağırbaşlı Venedikli Francesco Malipiero, Alfredo Casella ve halk türkülerine bağlı enerjik besteci ve Bartok’un vatandaşı Zoltan Kodaly gini sanatkarlar da aynı nesildendir. Iki devrin tam ortasında bulunan bu besteciler için, intikal devrinin mensupları seviyesini aşmak kolay olmamıştır. Onların bu yolda muvaffak olduklarını, Bartok’un gerçekten büyük olan ve bu büyüklüğü ile daha şimdiden klasik bir değer kazanan eserleri ispat etmektedir.
ESERLERİ
Allegro Barbaro (28k) Jorge Franganillo
Allegro Robusto (6k) Jorge Franganillo
Bagatelle (5k) Faren Raborn
Bear dance - from 10 Easy Pieces (10k) Illés Csaba
Burlesque I. (10k) Illés Csaba
Concerto for Orchestra - David Siu, M.D.
1. Introduzione (128k)
2. Giuoco delle coppie (104k)
4. Intermezzo interrotto (74k)
5. Finale (256k)
Courting Song (3k) Rob Dwyer
Drinking Song (4k) Rob Dwyer
An Evening in the Village (5k)
For Children (1908-1909), Volume I.
Allegro - Playing Children (Let's cook, let's cook something) (2k) Krisztián Pálmai
Andante - Children's Song (Shine, Sun) (2k) Krisztián Pálmai
Andante - (I Have Lost My Pair) (2k) Krisztián Pálmai
Allegro - Pillow Dance (I have lost my handkerchief) (3k) Krisztián Pálmai
Allegretto - Game (3k) Krisztián Pálmai
Fourteen Bagatelles (Op.11)
No. 1 (3k) Chris Todd
No. 2 (5k) Chris Todd
No. 3 (4k) Chris Todd
No. 5 (10k) Chris Todd
No.10 (13k) Chris Todd
Mikrokosmos - Jorge Franganillo
37. In Lydian mode
40. In Yugoslavian mode
73. Sixths and triads
82. Scherzo
83. Melody with interruptions
91. Chromatic Invention Stephen Adams
97. Notturno
101. Diminished fifth
113. Bulgarian rhythm
122. Chords together and in opposition
123. Staccato and legato
124. Staccato
125. Boating
126. Change of time
127. New Hungarian folk song
130. Village joke
131. Fourths
133. Syncopation
136. Whole tone scales
140. Free variations
141. Subject and reflection
142. From the diary of a fly
143. Divided Arpeggios Chris Todd
144. Minor seconds, major sevenths
145. Chromatic invention
146. Ostinato Chris Todd
147. March
148. Six Dances in Bulgarian Rhythm No. 1
149. Six Dances in Bulgarian Rhythm No. 2
150. Six Dances in Bulgarian Rhythm No. 3 Chris Todd
151. Six Dances in Bulgarian Rhythm No. 4 Chris Todd
152. Six Dances in Bulgarian Rhythm No. 5
153. Six Dances in Bulgarian Rhythm No. 6
Mikrokosmos No.97. - Notturno/Nocturne (5k) Gary D. Lloyd
Mikrokosmos No.109. - From the Island of Bali (4k) Gary D. Lloyd
Mikrokosmos No.117. - Bourée (3k) Gary D. Lloyd
Mikrokosmos No.142. - From the Diary of a Fly (6k) Gary D. Lloyd
Mikrokosmos No.153. - Dance No.6 in Bulgarian Rhythm (13k) Gary D. Lloyd
Mikrokosmos No. 140. - Free Variations (9k) Bryan Ness
Mikrokosmos No. 153. (9k) David Siu, M.D.
Mikrokosmos No.101. - Diminished Fifth (2k) Michael Hearst
Mikrokosmos No.133. - Syncopation (2k) Michael Hearst
Mikrokosmos - Roumanian Dance #1. (23k) Bob Pomicter, Jr.
Music for Strings, Percussion and Celesta - David Siu, M.D.
2nd. Movement (160k)
4th. Movement (158k)
Piano Concerto No. 3 - Gary Goldberg
Finale (85k)
Piano Sonata Jorge Franganillo
Allegro moderato (26k)
Sostenuto e pesante (6k)
Allegro molto (30k)
Roumanian Folk Dances, piano solo version (21k) Ramón Pajares Box
See-Saw from "Seven Sketches" (3k) Faren Raborn
Scherzo (50k) Frank A. Longo
Sonatina for Piano (Sz 55) (7k) Tamara Beaudoin
Suite - Jorge Franganillo
Allegretto (12k)
Scherzo (15k)
Allegro molto (19k)
Sostenuto (5k)
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Rönesans döneminde ilk kez yazılı müzik kullanılabilir hale geldi, insanlar bestecilerin eserlerini evlerinde ve kiliselerinde öğrendi. Enstrümantal ve dans müziği popülerdi. Müzisyenler kendi geçmişlerinden çok sanatları ile tanınmaya başladılar.