TÜRK BEŞLERİ - NECİL KAZIM AKSES
28/6/2007 -Kategori: TURK BESLERI

İlk kuşak bestecilerimiz arasında öncü akımlara ve yeni müzik tekniklerine en fazla yakınlık gösterenin Necil Kazım Akses olduğu söylenebilir. Öte yandan onu, kendi döneminin başlıca sanat kurumlarında yönetici olarak da görüyoruz. Müziksever bir ailenin çocuğu olan bestecimiz, küçük yaşta keman dersleri almaya başlamış, on dört yaşındayken, Mesut Cemil’in viyolonsel öğrencisi olmuştur. İlk beste denemesini de bu yıllarda viyolonsel için yazdığı bir parçayla yapmıştır. Lise öğrenimi sırasında bir yandan İstanbul Belediye Konservatuarı’nda Cemal Reşit Rey’in armoni sınıfına devam eden Akses, liseyi bitirince kompozisyon öğrenimi için Viyana’ya. Viyana Müzik Akademisi’nde 1926 yılında başladığı bu eğitimi, Kleinecke’nin viyolonsel, Joseph Mrax’ın armoni, kontrpuan ve füg öğrencisi olarak sürdürmüştür. Akademiyi bitirdikten sonra Prag Devlet Konservatuarı’na geçen bestecimiz, burada Josef Suj ile kompozisyon, Alois Haba ile mikrotonlar üzerinde çalışmıştır.
1933 yılında Türkiye’ye dönen Akses, Ankara Devlet Konservatuar’nın kuruluş çalışmalarını yürüten Paul Hindemith’e yardımcı olmuş, konservatuarın açılmasıyla kompozisyon öğretmenliğine getirilmiştir.
Necil Kazım Akses, yaratıcılığını 80 yaşından sonra da sürdürmüş, örneğin “5. Senfoni”sini bu dönemde yazmıştır. Onun “Ankara Kalesi” adlı senfonik şiiri, piyano için, “Minyatürler”, keman ve viyola konçertoları, orkestra için “Konçerto” ve “Ballad”ı, beş senfonisi ve yaylılar için dört değerli “Kuartet”i, başlıca yapıtları arasında sayılabilir.
Ankara’da uzun yıllar kompozisyon öğretmenliği yapan bestecimiz, 1948 yılında kurucusu olduğu konservatuarın müdürlüğüne, 1949 yılında Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne, 1954 yılında Bern, 1955 yılında Bonn Kültür Ataşeliğine atanmış, 1958 yılında Türkiye’ye dönünce Ankara Operası Müdürü olmuştur.
Yaratıcı çalışmaları yurt dışında da yankılar uyandıran Necil Kazım Akses, başarıları dolayısıyla çeşitli ülkelerden madalyalar, ödüller almıştır:
1) 1957’de Almanya’nın birinci derece “Yaratıcı Hizmet Ödülü”
2) 1963’te, İtalya’nın “Cavalliere Officiale unvanı”,
3) 1973’te, İtalya’nın “Commendatore Madalyası”,
4) 1973’te Tunus’un “Habib Burgiba Sanat, Kültür Madalyası”
1971 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırılan Necil Kazım Akses, 1981 yılında “Atatürk Sanat Armağanı”nı, 1992 yılında And Vakfı’nın “Onur Ödülü Altın Madalyası”nı almıştır.
Necil Kazım Akses, çağımızın çeşitli kompozisyon tekniklerini ve stillerini yakından tanımıştır. Bülent Tarcan’a göre Akses’in yapıtları, “Yeni – Romantik” eğilimlerle Türk müziğinin birleşimidir. Besteci, büyük boyutlu yapıtları, zengin ve dolgun orkestralamanın, karışık ve yüklü bir üslubun adamıdır. Önder Kütahyalı’ya göre, yapıtları ilk dinleyişte dağınık bir izlenim bırakabilir. Uzun ve duygun cümleler, ana fikirlerin kesin çizgilerle belirlenmesinden kaçınma ve dolgun armoniler, bestecimizin başta gelen özellikleridir. Karanlık orkestra renkleriyle tonsuzluk izlenimi veren yoğun bir kromatizme de rastlanabilir. Son yapıtlarında belirli bir yumuşama ve aydınlık bir yazı görülmektedir. 1970 yılından sonra yazdığı yapıtlar, “Orkestra Konçertosu”nda ve “Bir Divandan Gazel”de görüldüğü gibi, aleotorik (rastlamsal) bir yaklaşımı sergiler. Necil Kazım Akses’in yapıtlarının seslendirme hakkı SACEM’indir.
Necil Kazım Akses’in yapıtlarını şöyle sıralandırabiliriz:
OPERALARI
1) “Mete” tek perde, 1933.
2) “Bayönder”, tek perde, 1934.
3) “Timur” (tamamlanmadı), 1956.
ŞAN VE ORKESTRA ESERLERİ
1) “Şiir ve Müzik”, basbariton ve orkestra için, 1935.
2) “Senfonik Destan”, soprano, koro ve orkestra için, 1973.
3) “SolocularGeçiti”, soprano, mezzo-soprano, bariton, basbariton ve orkestra için, 1976.
KORO ESERLERİ
1) “Çokseslendirilmiş Türküler”, 1936.
2) “Konservatuar Marşı”, (Erkin ile birlikte), 1940.
3) “Eşliksiz Koro Kompozisyonları”, 1947.
4) “On Türkü”, eşliksiz karma koro için, 1964.
5) “50. Yıl Marşı”, 1973.
6) “İstanbul’a Gönül Veren Ozanlar”, eşliksiz koro için, 1983.
ŞAN VE PİYANO ESERLERİ
1) “Portreler”, 1965.
2) “Şiirlerle Müzik”, 1975.
3) “Hayır mı, Evet mi”, 1988.
ORKESTRA ESERLERİ
1) “Çiftetelli”, senfonik dans, 1934.
2) “Ankara Kalesi”, senfonik şiir, 1942.
3) “Ballade”, büyük orkestra için, 1947.
4) “Eskilerden İki Dans”, 1960.
5) “1. Senfoni”, 1966.
6) “Itri’nin Nevakarı Üzerine Scherzo”, büyük orkestra için, 1970.
7) “Sesleniş”, 1973.
8) “2. Senfoni”, yaylılar için, 1978.
9) “3. Senfoni”, 1980.
10) “Orkestra Konçertosu”, 1976 – 1977.
11) “Barış için Savaş”, senfonik şiir, 1981.
12) “4. Senfoni” (Sinfonia Romanesca Fantasia), viyolonsel ve orkestra için, 1083 – 1984.
13) “5. Senfoni” (Atatürk Diyor ki), retorik senfoni, koro, çocuk korosu, tenor ve org için, 1988.
KONÇERTOLARI
1) “Şiir”, viyolonsel ve orkestra için, 1946.
2) “Keman Konçertosu”, 1969.
3) “Viyola Konçertosu”, 1977.
4) “Idyll”, viyolonsel ve orkestra için, 1980.
ODA MÜZİKLERİ
1) “Allegro Feroce”, klarnet, saksafon ve piyano için, 1930.
2) “Poéme”, keman ve piyano için, 1930.
3) “Sonat”, flüt ve piyano için, 1933.
4) “Üç Şiir”, mezzo soprano ve yaylılar dörtlüsü için, 1933.
5) “Trio”, yaylılar için, 1945.
6) “1. Yaylılar Dörtlüsü”, 1946.
7) “2. Yaylılar Dörtlüsü”, 1971.
8) “3. Yaylılar Dörtlüsü”, 1979.
9) “4. Yaylılar Dörtlüsü”, 1990.
SOLO ÇALGI İÇİN ESERLERİ
1) “Prelüd ve Fügler”, piyano için, 1929.
2) “Beş Piyano Parçası”, 1930.
3) “Sonat”, piyano için, 1930.
4) “Minyatürler”, piyano için, 1936.
5) “Piyano için On Parça”, 1964.
6) “Capriccio”, viyola için, 1977.
7) “Hüzünlü Melodi”, viyola için, 1984.
SAHNE ESERLERİ
1) “Antigone” için müzik, üflemeli çalgılar için, 1936.
2) “Kral Oedipus” için müzik, kadınlar korosu ve üflemeli çalgılar için, 1936.
3) “Jül Sezar”, için müzik, üflemeli çalgılar için, 1936.
Kalıcı Bağlantı
TÜRK BEŞLERİ - CEMAL REŞİT REY
28/6/2007 -Kategori: TURK BESLERI

(1904 – 1985)
Türkiye’de çok sesli müziğin kökleşmesi, benimsenmesi ve yaygınlaşması için 60 yıl boyunca olağan üstü bir çaba gösteren bestecimiz Cemal Reşit Rey, aynı zamanda piyanist, orkestra şefi ve eğitimcidir. Babası Ahmet Reşit Bey. Kısa bir süre İçişleri Bakanlığı da yapmış bir yazardı. Siyasal koşullar yüzünden aile, 1913 yılında Paris’e yerleşmiştir.
Rey, Paris’te, lise öğrenimini yaparken Paris Konservatuarı müdürü Gabriel Fauré’nin aracılığıyla ünlü piyanist Marguerita Long’tan dersler almıştır. Birinci dünya savaşı’nın patlaması üzerine annesiyle birlikte İsviçre’ye geçen Cemal Reşit, Cenevre Konservatuarı’nda müzik çalışmalarını sürdürmüştür (1914 – 1920). Savaştan sonra Paris’te yine Marguerite Long ile piyano, Raoul Laparra ile kompozisyon, Henri Defosse ile partisyon ve orkestra şefliği, G. Fauré ile müzik estetiği çalışmıştır.
Cumhuriyetin kurulmasıyla 1923 yılında İstanbul’a yerleşen Cemal Reşit Rey, İstanbul Konservatuarı’nın temeli olan “Darülelhan”da piyano ve kompozisyon öğretmeni olmuş, 1926 yılında çok sesli bir koro, 1934 yılında ise bir “yaylılar orkestrası” kurmuştur. Bu orkestra 1946 yılında “senfonik” nitelik kazanarak İstanbul Şehir Orkestrası’na dönüşmüştür. Cemal Reşit Rey, orkestrayı 1968 yılına kadar yönetmiş, düzenli konserler sunmuştur. 1938 yılında kurulan yeni Ankara Radyosu’nda görev alan ve iki yıl müzik yayınlarını yöneten bestecimiz, 1940 yılında İstanbul’a dönerek konservatuardaki ve orkestradaki işlerinin başına geçmiştir. İstanbul Radyosu’nda uzun yıllar hazırladığı açıklamalı müzik programlarıyla klasik müziğin yaygınlaşmasına ayrıca katkıda bulunmuştur.
Cemal Reşit Rey’in müzik yaşamımıza getirdiği başka bir yenilik, İstanbul Filarmoni Derneği’ndeki çabalarıdır. Bu dernek sayesinde ünlü yabancı şefler ve solistler İstanbul’a getirilmiştir. Kendisinin de açıkladığı gibi, Cemal Reşit Rey’in bestecilik çalışmaları dört ayrı dönemde incelenebilir:
1919 – 1926 yılları arasında bestelediği Fransızca şarkılar, öğrencilik yıllarının bir uzantısı sayılabilir. 1926 yılında yazdığı ve halk müziği motiflerinden yararlandığı “12 Anadolu Türküsü” ile yeni bir çizgiye yönelmiştir. 1931 yılında bestelediği “Enstantaneler” orkestra yapıtı, ezgisel kuruşulundaki özgünlüğün yanı sıra, izlenimciliğin ışıltılarını taşır. Yine 1930’lu yıllarda, metinlerini ağabeyi Ekrem Reşit Rey’in yazdığı operetler ve müzikaller bestelemiştir. Çekici melodileriyle bu sahne yapıtları, halkın çoksesli müziğe yakınlık duymasında rol oynamış, uzun yıllar boyunca yinelenerek sahnelenmiştir.
1950’li yıllara kadar yazdığı yapıtlarında, ulusal renkler sadece bir “alıntı” değil, stili ve armonik dokuyu da koşullayan bir “öz” olarak kendini gösterir. Bestecimiz E. Oğuz Fırat’ın değerlendirmesine göre, Cemal Reşit Rey’in bu dönemdeki yapıtları, “İzlenimciliğin Türk Kolu”nun varlığından söz ettirecek ölçüde özgün ve etkin olarak karşımıza çıkar.
Cemal Reşit Rey, 1950’li yıllarda yeni klasikçiliğe yönelmiştir. Bu dönemde bestelediği yapıtlar “Mistik” bir özellik taşır. “L’appel” ve “Fatih” adlı senfonik şiirleri, bu anlayışın ürünleridir. Daha sonraki dönemde “Ölüm” temasının işlendiği ve Türk makamlarından yararlandığı yapıtlar için “kendi fantezi dünyası içinde” çalıştığını belirtmiştir.
Cemal Reşit Rey’in yapıtlarının tümü, belirli bir makam, ya da tona bağlı armonik bir yapıyı sergiler. Ezgisel çizgiyi ve armoniyi önemsemiştir.
1982 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırılan Cemal Reşit Rey’in yapıtlarının hakları mirasçılarınındır…
Cemal Reşit Rey 1985 yılında ebedi uykusuna çekilirken, Türkiye Cumhuriyeti Milletine ve müzik severlere şu önemli yapıtlarını bırakmıştır…
OPERALARI
1) Faire Sans Dire, tek perde. Libretto: Ekrem Reşit Rey (Alfred De Musset’ten yararlanılarak) 1920.
2) Yarın Marek, üç perde, dört tablo. Libretto: Xaiver Fromentin 1920.
3) Sultan Cem, beş perde, on iki sahne. Libretto: Ekrem Reşir Rey (Roussel Despierre’nin senaryosuna göre) 1924.
4) Zeybek, üç perde. Libretto: Ekrem Reşit Rey 1926.
5) Köyde bir facia, tek perde. Libretto: Ekrem Reşit Rey 1929.
6) Çelebi, dört perde. Libretto: Ekrem Reşit Rey 1942 – 1945. Orkestrasyonunun tamamlanması 1973.
OPERET VE MÜZİKALLERİ
Cemal Reşit Rey’in bu alandaki çalışmalarının librettolarını Ekrem Reşit Rey yazmıştır.
1) La Petit Chaperon Rouge, iki sahne, 1920.
2) Üç saat, üç perde, 1932.
3) Lüküs hayat, üç perde, 1932.
4) Deli dolu, üç perde, 1934.
5) Saz Caz, üç perde, 1935.
6) Maskara, üç perde, 1936.
7) Hava Cıva, üç perde, 1937.
8) Yaygara 70, 1969.
9) Uy balon dünya, 1970.
10) Bir İstanbul masalı, 1971.
Cemal Reşit Rey’in ayrıca üç müzikal komedisi (revü’sü) vardır.
1) Adalar revüsü, 1934.
2) Alabanda, 1941.
3) Aldırma, 1942.
ORKESTRA YAPITLARI
1) Bebek Efsanesi (Senfonik Şiir), 1928,
2) Karagöz (Senfonik Şiir), 1930 – 1931.
3) Enstantaneler (Senfonik İzlenimler), 1931.
4) Scéne Turques (Halk Dansları Üzerine) dört parça, 1928.
5) Paysages de Soleil (Senfonik İzlenimler), 1931.
6) Inıtation (Senfonik Şiir), 1935.
7) Senfoni No:1, 1941.
8) L’appel (Senfonik Şiir), 1953.
9) Fatih (Senfonik Şiir), 1953.
10) Katibim (Piyano ve orkestra çeşitlemeler), 1953.
11) Senfonik Konçerto (İkili Orkestra için), 1963.
12) Senfoni No:2, 1969.
13) Türkiye (Senfonik Rapsodiler).
14) 50. Yıla Giriş (Senfonik Bölüm), 1973.
KONÇERTOLARI
1) Konçerto Kromatik (Piyano ve Orkestra için), 1932 – 1933.
2) Keman Konçertosu, 1939.
3) Piyano Konçertosu, 1949.
4) Gitar Konçertosu, 1978.
KONÇERTANT PARÇALARI
1) Introduction and Dance (Viyolonsel ve Orkestra için), 1928.
2) Konçertant Parçalar (Viyolonsel ve Orkestra için), 1955.
3) Andante ve Allegro (Keman ve Yaylılar Orkestrası için), 1967.
ODA MÜZİKLERİ
1) Sonat (İki Piyano için), 1924.
2) Kentet (Beş Üflemeli Çalgı için), 1932.
3) Ondes Martenot ve Yaylı Çalgılar için Poem, 1934.
4) Yaylı Çalgılar Kuarteti, 1935.
5) Kısa Parça (Keman ve Piyano için), 1936.
6) Kuartet (Piyano ve Yaylılar için), 1938 – 1939.
7) Sextour (Tenor, Piyano ve Yaylılar Dörtlüsü için), 1939.
8) Colloqye Instrumental, 1957.
9) 12 Prelüd ve Füg (İki Piyano için), 1969.
ŞAN VE ORKESTRA ESERLERİ
1) Anadolu Türküleri (Dört Parça), 1926.
2) İki Anadolu Türküsü, 1930.
3) Mystique (Mevlana’nın “Mesnevi” Mukaddimesi), 1938.
4) Üç Anadolu Türküsü, 1970.
5) Vokal Fantezi, 1980.
ŞAN VE PİYANO ESERLERİ
1) Je Me Demande, (Şiir: Ekrem Reşit Rey), 1919.
2) Üç Melodi (Paris’te Fromont Yayınevince basılmıştır), 1920.
3) Initiales sur un Banc (Şiir: Ekrem Reşit Rey), 1921.
4) Chanson du Printemps (Şiir: Ekrem Reşit Rey), 1922.
5) Au Jardin (Şiir: Philoxene Boyer), 1923.
6) L’Offrande Lyrique (sekiz ezgi), 1923.
7) Nocturne (Şiir:Ekrem Reşit Rey), 1925.
8) 12 Anadolu Türküsü (Paris’te Heugel Basımevince yayınlandı), 1925 – 1926.
9) Vatan (Hulusi Öktem’in “Mekteplerde Musıki” adlı kitabında yayınlanmıştır, 1930.
10) Dört Melodi (Şiirler: Baki Süha Ediboğlu), 1956.
KORO ESERLERİ
1) Anadolu Halk Türküleri (Dört sesli koro için), 1926.
2) İki Parça (Eşliksiz kadın korosu için “Yunus Emre’nin şiirleri üzerine”, 1936.
3) On Halk Türküsü (dört sesli koro ve piyano için), 1963.
MARŞLARI
1) 10. Yıl Marşı (piyano ve şan; bando için düzenlemeleri yapılmıştır), 1933.
2) Denizciler Marşı (şan ve piyano için; bando düzenlemeleri yapılmıştır), 1935.
3) Yedek Subay Marşı (piyano ve bando düzenlemesi yapılmıştır), 1940.
4) 100. Yıl Marşı, 1981.
PİYANO YAPITLARI
1) Scéne Turques, Anadolu Türküleri üzerine 6 parça (Heugel yayınevi, Paris), 1928.
2) Paysages de Soleil, (Anadolu Halk Dansları üzerine 6 parça), 1930 – 1931.
3) Sonat, 1936.
4) Pelerinages Dans la Ville Qui N’est Plus que Souvenir (Ankara Devlet Konservatuarı Yayını), 1940 – 1941.
5) Fantezi, 1948.
6) İki Parça, 1959.
7) On Halk Şarkısı (koro şarkılarının piyano uyarlaması, Ankara Devlet Konservatuarı Yayını), 1967.
SAHNE MÜZİKLERİ
1) Özyurt, 1933.
2) Makbet, 1934.
3) Kral Lear, 1936.
4) Hamlet, 1936.
5) Benli Hürmüz (Radyo Yayını için).
Kalıcı Bağlantı
TÜRK BEŞLERİ - ULVİ CEMAL ERKİN
28/6/2007 -Kategori: TURK BESLERI

(1906 – 1972)
“Türk Beşleri”nin üyesi olan Erkin, opera dışında hemen bütün formlarda duyarlıklı, incelikli yapıtlar vermiştir. Başlıca yapıtlarının plak ve CD olarak üretilmesi ve giderek artan oranda batı müzik dünyasında seslendirilmesi, yaratılarının kalıcılığını belgelemektedir.
Üst düzey bir bürokrat olan Mehmed Cemil Bey’in oğlu Ulvi Cemal, yedi yaşındayken İstanbul’da piyanist Adinolfi’den dersler alarak müziğe başlamış, bir yandan da öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde sürdürmüştür. Yeteneğiyle sivrildiği için, 1925 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Paris’e gönderilmiş, Paris Konservatuarı’nda Jean Batalla, Isidor Philipp ve Camile Decreus ile piyano, Jean Galon ile armoni, Noel Galon ile kontrpuan çalışmış, daha sonra Ecole Normale de Musique’de, Jean Galon ve Nadia Boulanger’dan kompozisyon dersleri almıştır. Beş yıllık öğrenimini Paris Konservatuarı ile Ecole Normale’de başarıyla tamamlayan bestecimiz Ulvi Cemal Erkin, 1930 yılında yurda dönerek Musıki Muallim Mektebi’nde öğretmenliğe atanmıştır. Paris’te başladığı “İki Dans” adlı orkestra yapıtını Ankara’da bitiren Erkin’in bu ilk yaratısı, 6 Mart 1931 yılında Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası tarafından “Dünya Prömiyeri” olarak seslendirilmiştir. Erkin, 1932 yılında piyanist ve piyano öğretmeni Ferhunde Remzi (Erkin) ile evlenmiş, 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’nın kurulması üzerine bu kurumun piyano bölüm başkanlığını üstlenmiştir. Daha sonraki yıllarda onu verimli bir besteci, orkestra şefi ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin açtığı müzik kurumlarında yönetici olarak görüyoruz.
Dönemin yaratıcı bir aydını olan Erkin, besteci arkadaşı Necil Kazım Akses’le birlikte çok sayıda opera yapıtını Türkçe’ye kazandırarak opera repertuarımıza armağan etmiş ve sahnelenmesini sağlamış, konservatuar ve opera orkestralarının şefliğini yapmış, Ankara Radyosu’nun “çoksesli müzik” bölümünü yönetmiş, besteciliğini sürdürürken bir yandan da Ankara Konservatuarı’nda öğrenciler yetiştirmiştir.
1971 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırılan bestecimiz, sanat yaşamı boyunca Avrupa ülkelerinden nişanlar almıştır: 1950 yılında, Fransız Eğitim Bakanlığı’nın Palme Academique nişanı; 1959 yılında, “Şövalye” derecesindeki Légion d’honneur nişanı; 1963 yılında, İtalya’nın Ordine Al Merito della Republicca İtaliano nişanı ve 1970 yılında “Officier” derecesindeki Légion d’honneur nişanı…
İlk yapıtlarında geç romantizm ve izlenimcilikten yola çıkan Ulvi Cemal Erkin, kısa sürede geleneksel müziklerimizin, özellikle halk müziğimizin makamsal ve ritmik gereçlerini başarıyla kullanmaya başlamış, bilinçle eğildiği bu gerecin renkleriyle ulusal bireşime ulaşmıştır. Bestecimiz İlhan Usmanbaş “Beşler”in kişiliğinde Erkin’in bu dönemini şöyle değerlendirir:
“Birinci kuşak Türk Bestecileri, 1930’larda ilk yapıtlarını verdikleri zaman, bugün insanı hayrete düşüren bir şey daha var; o da sanki Türkiye’de yüzyıllardan beri Avrupa müziği yapılıyormuş gibi yeni bir müzik diline oturmuş olmaları. Mesela Erkin’in “Beş Damla” adlı piyano parçaları 1931 tarihini taşır; yani henüz öğrenciliğini bitirip Türkiye’ye dönmüş genç bir besteci, birden bire o güne kadar Türkiye’de nasıl bir müzik yapılması gerektiğini en açık bir dille ortaya koymuştur.”
Bu çizgi, yaratılarının son döneminde doğal olarak yeni müzik tekniklerine eğilim göstermiş, sonuçta bestecimiz, çağımıza uzanan bütün müzik tekniklerini kırk yıllık sanatsal yaşamına sığdırmayı başarmıştır.
Ulvi Cemal Erkin’in yapıtlarının seslendirme üzerindeki tüm telif hakları SACEM’e aittir.
1972 yılında vefat eden bu değerli müzisyenimizin başlıca yapıtları şunlardır:
ŞAN VE ORKESTRA ESERLERİ
1) “Bülbül ve Ayın Ondördü”, soprano ve küçük orkestra için, 1932.
2) “Yedi Halk Şarkısı”, basbariton ve orkestra için, 1936 – 1939.
KORO ESERLERİ
1) “İki sesli Halk Şarkıları”, (On parça), 1936.
2) “Yedi Halk Türküsü”, Karma Koro İçin, 1943.
3) “On Halk Türküsü”, Karma Koro İçin, 1963.
4) “Yedi Halk Şarkısı”, Şan ve Piyano için, 1936.
ORKESTRA ESERLERİ
1) “İki Dans”, büyük orkestra için, 1930.
2) “Bayram”, büyük orkestra için, 1934.
3) “Köçekçeler” orkestra için rapsodi, 1943.
4) “1. Senfoni”, 1944 – 1946.
5) “2. Senfoni”, 1948 – 1951.
6) “Senfonik Bölüm”, büyük orkestra için, 1969.
7) “Senfonik Episodlar”, (yarım kaldı), 1970 – 1971.
KONÇERTOLARI
1) Piyano Konçertosu, 1942. İlk seslendirme Ferhunde Erkin.
2) Keman konçertosu, 1947.
SOLO ÇALGI VE ORKESTRA ESERLERİ
1) “Konçertino”, piyano ve orkestra için, 1932.
2) “Senfoni Konçertant”, piyano ve orkestra için, 1966.
ODA MÜZİKLERİ
1) “Yaylılar Dörtlüsü”, 1935 – 1936.
2) “Beşli”, piyano, iki keman, viyola ve viyolonsel, 1943.
3) “Sinfonietta”, yaylılar için, 1951 – 1959.
PİYANO ESERLERİ
1) “Beş Damla”, piyano için, çocuklar için yedi kolay parça, 1931.
2) “Duyuşlar”, piyano için on bir parça, 1937.
3) “Sonat”, piyano için, 1946.
4) “Altı Prelüd”, piyano için, 1965 – 1967.
KEMAN VE PİYANO ESERLERİ,
SAHNE YAPITLARI
1) “Ninni, Improvisation ve Zeybek Türküsü”, 1929 – 1932.
2) “Karagöz”, çocuk oyunu için müzik, 1940.
3) “Keloğlan”, bale müziği, 1950.
OPERA ÇEVİRİLERİ
1) Pietro Mascagni/Cavalleria Rusticana, (Erkin ve Fuat Turkay).
2) Georges Bizet/Carmen, (Erkin ve Akses).
3) Charles Gounod/Faust, (Erkin ve Akses).
4) Giuseppe Verdi/Aida, (Erkin ve Akses).
5) Gioacchino Rossini/Sevil Berberi, (Erkin ve Akses).
6) Giacoma Puccini/İl Tabarro,(Erkin ve Halil Bedii Yönetken).
7) Giuseppe Verdi/Othello, (Erkin ve Akses).
8) Richard Strauss/Salome, (Erkin ve Saadet İkesus).
9) Ludwig van Beethoven/Fidelio, (Erkin ve Akses).
Kalıcı Bağlantı
TÜRK BEŞLERİ - HASAN FERİT ALNAR
28/6/2007 -Kategori: TURK BESLERI

(1906 – 1978)
Dünya müzikçileri arasında “Geleneksel” müzikten gelerek evrensel müziğe geçen ve bu alanda uluslar arası başarılar elde eden besteciler pek azdır. Hasan Ferit Alnar, bu olağanüstü yükselişin ender temsilcilerindendir.
Küçük yaşta geleneksel sanat müziğine başlayan ve on dört yaşındayken İstanbul’da bir “kanun virtüözü” olarak ün yapan Hasan Ferit Alnar, ilk gençlik yıllarında özel olarak armoni, kontrpuan ve füg dersleri alarak yeteneğini çoksesli müzik alanına kaydırmıştır. 1927 yılında devletin açtığı yurt dışı öğrenim sınavını kazanarak Viyana Devlet Müzik Akademisi’ne giren Alnar, burada Joseph Marx’ın kompozisyon, Oswald Kabasta’nın orkestra şefliği öğrencisi olmuş, Akademiyi 1932 yılında başarıyla bitirerek yurda dönmüştür.
Türkiye’de aldığı ilk görev İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda orkestra şefliği olmuş, 1936 yılında Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası’na şef yardımcısı olarak atanmış ve aynı zamanda Ankara Devlet Konservatuarında kompozisyon öğretmenliği yapmaya başlamıştır.
Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası’nın şefi Dr. Praetorius’un ani ölümü üzerine, orkestranın şefliğini 1946 yılında üstlenen Hasan Ferit Alnar, altı yıl boyunca sürdürdüğü bu görevi, sağlığının bozulması dolayısıyla bırakmış ve Konservatuar’da kompozisyon dersleri vermiştir. 1955 yılında Devlet Opera ve Balesi’nin “genel müzik direktörlüğü”nü yapmaya başlamış, ancak sağlığının yine bozulması yüzünden Viyana’ya yerleşmiştir. Bu dönemde Avrupa’nın bir çok kentinde “konuk şef” olarak konserler yöneten bestecimiz, Viyana Senfoni, Viyana Radyo Senfoni, Münih Filarmoni, Stuttgart Radyo Senfoni, Atina Senfoni ve Sofya Senfoni gibi orkestraları yönetmiştir. 1964 yılında yeniden Ankara’da dönerek sanatsal yaşamını başkentte sürdürmüştür.
Hasan Ferit Alnar, yapıtlarında geleneksel sanat müziği makamsal sistemi ve ritmik yapılarından yararlanmaya yönelerek Türk müziği ile çağdaş müzik dilini başarıyla birleştirmiş, sergilediği özgün deyişle yaratıcılıkta ayrı bir yer tutmuştur. Onun “Kanun Konçertosu”, Türkiye’de ilk kez geleneksel bir çalgıyı “solo” olarak değerlendirmiştir. Türk halk müziğine de ilgi gösteren Hasan Ferit Alnar, halk müziği gereçlerini örneğin “Prelüd ve iki Dans” adlı orkestra yapıtında kullanmıştır.
Hasan Ferit Alnar’ın yapıtlarının hakları Viyana’daki Universal Edition’a aittir.
1978 yılında vefat eden sanatçımızın başlıca yapıtları şunlardır:
ŞAN VE ORKESTRA ESERİ
1) “Üç Şarkı”, soprano ve orkestra için, 1948.
ORKESTRA ESERLERİ VE KONÇERTO
1) “Romantik Uvertür”, 1932.
2) “Prelüd ve iki dans”, 1935.
3) “Türk Suiti”, 1936.
4) “İstanbul, Orkestra Suiti”, 1937 – 1938.
5) “Viyolonsel konçertosu”, 1943.
6) “Kanun Konçertosu” kanun ve yaylılar orkestrası için, 1944 – 1951.
ODA VE SAHNE MÜZİKLERİ
1) Trio, “Fantezi”, 1929.
2) “Süit”, keman ve piyano için, 1930.
3) Yaylılar Kuarteti, 1933.
4) “Yalova Türküsü”, 1932.
5) “Sarı Zeybek”, 1932.
6) Goethe’nin “Faust”u üzerine müzik, 1944.
FİLM VE GELENEKSEL MÜZİK ESERLERİ
1) “İstanbul Sokakları”, 1931. (Film Müziği)
2) “Namık Kemal”, 1949. (Film Müziği)
3) “Halıcı kız”, 1953. (Film Müziği)
4) “Kelebek Zabit”, tek sesli operet, 1922.
5) “On Saz Semaisi”, 1926.
6) “Bayati Araban Peşrev”, 1927.
7) “Bayati Araban Saz Semaisi”, 1927.
8) “Segah Peşrev”, 1927.
9) “Sözsüz Romans”…
Kalıcı Bağlantı
TÜRK BEŞLERİ - AHMET ADNAN SAYGUN
28/6/2007 -Kategori: TURK BESLERI

ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ
Ahmed Adnan Saygun, 7 Eylül 1907 günü İzmir’de doğdu. Babası Nevşehir’den İzmir’e göç etmiş olan matematik öğretmeni Celal Bey’di. Celal Bey müspet ilimlerin yanı sıra imamlık yapacak kadar da din bilgisine sahip bir fikir adamıydı. Din üzerine ilk bilgilerini babasından alan Adnan Saygun, üç yaşında Arapça okuyup yazabiliyordu. Dört yaşında İzmir’de İttihat ve Terakki mektebinde ilk okula başladı. 3. sınıfta iki bilinmeyenli denklemleri çözebiliyordu. Aynı tarihlerde Balkan Savaşı (1912 – 1013) devam etmekte ve İzmir’e akın akın gelen göçmenler camilere yerleştirilmektedir. 1914’te 1. Dünya Savaşı çıktığında Adnan Saygun yedi yaşındadır, bugün hala unutamadığı ilk şarkılarını ve “Yol göründü ey gaziler…” gibi seferberlik türkülerini öğrenmektedir. Müttefiklerin İzmir’i bombalaması, sedyelerle gelen yaralılar ölmek üzere olan bir sürü çaresiz insan… Onun ölümle ilk karşılaşması bu acı tablolardır.
1919 yılında İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiş halde. Herkes perdeleri, kepenkleri kapalı evlerinde oturuyor. Karşılarındaki Rum mahallesinde kiliseye doluşan palikaryalar, ellerinde palalar, bıçaklarla geziyorlar. Evlerinin arkasındaki taşocağına Yunanlıların attıkları yaralı insanların acı çığlıkları bugün hala kulaklarındadır. Onun çocuk ruhunda derin izler bırakan bu acı günlere ait bir anısını bir teyp kaydından aynen aktarıyorum:
“Evimizin arakasındaki taş ocağının sırasında fırın vardı. Sabah çıkan ekmekten alabilmek için gece yarısı üçte kuyruğa girip saatlerce beklerdik. Ben küçük olduğum için beni hep arkaya iterlerdi. Bir gün ne yapıp edip sıranın en önüne geldim. Sabah fırıncı ekmekleri küreğiyle çekerken, küreğin sapı şiddetle burnuma çarptı. Kendimi kaybettim. Ayıldığım, elim, yüzüm kanlar içindeydi. Ekmeklerimi koltuğuma sıkıştırıp eve yolladırlar. Aynı gece yanımızdaki Yahudi mahallesinden bir Yahudi ekmek kuyruğundan dönerken o yaralı ve ölü dolu çukura düşmüş. Sabaha kadar feryat etti. Can derdinden kimsenin bakacak hali yoktu…”
ilk olarak Çanakkale savaşları sırasında adını duyduğu Mustafa Kemal, bu karanlık işgal günlerinde bayraklaşıyor, milletin umudunu bağladığı önder, Kurtuluş Savaşı kahramanı olarak yüceliyordu. Artık, okul çıkışı söylenen marşlarda, “ binler yaşa Sultanım”, “satvetinle, şevketinle Padişahım çok yaşa”nın yerini, ilk müzik öğretmeni olan İsmail Zühtü’nün bestelediği “ Ben bir Türk’üm, dinim cinsim uludur” gibi milli heyecan veren marşlar alıyordu.
Türklük bilinci uyandıkça Yunan baskısı artmaktaydı. Milli Kütüphanede çalışan babasını tutuklayan Yunanlılar, ancak kitaplığın adı “şehir kütüphanesi” olarak değiştirildikten sonra onu serbest bıraktılar. Milli olan her şey yasaklanmaya çalışılıyor ama, fırtına kopmuş bir kere. İzmir’de herkes Anadolu’daki savaşın sonucunu heyecanla bekliyor. Mustafa Kemal kurtuluşun sembolü. “O benim için bir ilahtı” diyor Saygun. “ O zamanlar Türkiye demek Mustafa Kemal demekti. Öl dese hepimiz öleceğiz…” Saygun’un büyük kurtarıcıya bu inancı ve sevgisi ilk operası “Özsoy”dan başlayıp, son eserlerinin en büyüklerinden biri olan “Atatürk ve Anadolu’ya Destan”a kadar çeşitli eserlerinde en güçlü ifadesini buluyor.
Saygun müziği bir ırmağa benzetiyor. Önce bir su akıyor. Çeşitli küçük kollar onunla yavaş yavaş birleşiyor, su büyüyüp ırmak oluyor. Çağlayanlar halinde patlayıp dökülüyor, büyük sulara kavuşuyor. Bu benzetme Adnan Saygun’un yalnız eserleri için değil, kendi yaşamı için de geçerlidir. Artık yavaş yavaş dünyayı kucaklayan bu ırmağın beslendiği kaynaklara geri dönelim.
Yıl 1899. Adnan Saygun’un ilk müzik öğretmeni İsmail Zühtü, İzmir Sanayi Mektebinde okuyor. Yani bu günkü adıyla Meslek Lisesi. Eski Islahhane olan Sanayi Mektepleri, yetim çocukları meslek sahibi haline getirmek üzere Mithat Paşa tarafından kurulmuştu. Venedik’ten gelip Saray’da müzik hocalığı yapan, daha sonra Abdülhamit tarafından İzmir’e sürülen üç müzisyenden bu ikisi bu okulda müzik dersleri vermekteler. Müslüman olup Türk adı alan bu müzisyenlerden Hidayet Bey memleketine geri dönüyor. Asıl adı Alexandro Voltan olan Macar Tevfik Bey daha önce Tuna valiliği sırasında Mithat Paşanın yanında bulunmuş. İsmail Zühtü meslek olarak öğrendiği kunduracılıktan çok müziğe meraklı. Bu Macar Tevfik Bey’den piyano ve armoni dersleri alıyor, mezun olunca önce bir mobilya mağazasında satış memuru olarak işe başlıyor. Fakat devam edemeyip, kendisini tamamıyla musıkiye veriyor. Seslendirilme imkanı varmış yokmuş aldırmadan çeşitli besteler yapıyor. Bunların arasında sonatlar, Hamidiye Zırhlısı için bir senfonik şiir, bir senfoni ve Abdülhak Hamit’in “Tezer” adlı oyunun opera halinde getirilmesi var. 1913 yılında İsmail Zühtü, Adnan Saygun’un babası Celal Bey’in aracılığıyla İzmir İttihat ve Terakki Mektebinin Musıki öğretmenliğine atandı. Okulda kurduğu koroda küçük Adnan’da var. Önce mandolin çalmasını öğrenmiş bulunan küçük Adnan daha sonra büyük bir virtüöz gibi ud çalıyor.
Saygun sınıflarını geçtiğini, ama iyi bir öğrenci olmadığını söylüyor. Sevdiği dersler matematik, edebiyat ve müzik… Kendi kendine ilerlettiği Fransızcası ile eline geçen kitapları tercüme etmeye girişiyor, bir yandan da babasının ve başka yazarların din üzerine yazdıklarını ve söylediklerini karşılaştırıyor, kendine göre bazı sonuçlara varmaya çalışıyor. Bir gün camide vaaz veren hoca, yalan söyleyenlerin alevler üstünde yürüyüp, dillerinden asılacağını, sakatların tanrı tarafından cezalandırılmış kullar olduğunu söyleyince, 12 yaşındaki Adnan itiraz ediyor ve hoca ile teolojik tartışmaya girişiyor. Cemaatinde katıldığı itirazlarla camiden atılması üzerine bir daha gitmiyor.
Bu arada Macar Tevfik Bey ile başladığı piyano dersleri onu sarmıştır. Gece gündüz başından ayrılmadığı piyanosunda eline geçen bütün notaları yutar gibi çalmakta, ilk beste denemelerine girişmektedir. Saygun’un 12 yaşında bestelediği ilk şarkı: “Maderle peder olup bahane/sevketti kaza beni cihane…” Daha bu ilk satırlarda onun ömrü boyunca işleyeceği yaratılış ve insan kaderi temalarının çekirdeğine rastlamak mümkün değil mi?
Saygun ilk işine 1920 yılında yani 13 yaşındayken başlıyor. 1. Beyler sokağındaki Milli Sinemada filmlere piyano ile müzik eşliği yapması yanı sıra, gişede bilet satmak, projeksiyon yönetmek gibi sinemanın diğer işlerine de bakıyor.
Milli Sinema, Saygun’un babası Celal Bey tarafından, yine kendi çabalarıyla kurduğu Milli Kütüphane’ye gelir sağlamak amacıyla işletiliyordu. İzmir Sanayi Mektebinde matematik öğretmeni olan Celal Bey’in kitap halinde basılan değerli araştırmaları arasında “diyanet açısından Atatürk İnkılapları”, “İlmihal” (din kurallarını öğretmek için yazılmış kitap), “riyaziyatta” (matematik bilgisi) “sıfırın kıymeti ve ehemmiyeti” bulunmaktadır.
Öğretmen maaşıyla ailesini zorlukla geçindirebilmesine aldırmadan, Mlle Amalié Bonal’i özel öğretmen olarak tutarak, Saygun ve ablasının çocuk yaşlarında Fransızca öğrenmelerini sağlamıştı. İşgalin sona ermesiyle, İzmir’den kaçan bir Rum ailenin piyanosunu almasını tavsiye eden bir dostuna, “ben kimsenin malına el koymam” cevabını veren Celal Bey, daha sonra binbir güçlükle para biriktirerek, çocuklarına bir piyano satın almıştı. Celal Bey garip bir önseziyle, büyük bir yaratıcının babası olmanın sorumluluklarını yerine getiriyordu. Ölmeden oğlunu büyük bir sanatçı olarak alkışlamak mutluluğuna ermiştir.
12 yaşında piyanosuna kavuşan Saygun, onu yaratıcılığın doruklarına götüren uzun yolculuğuna başlamıştı.
Bir iki yıl sonra piyano çalmak yetmiyor, kompozisyon yapmak, büyük formlara gitmek istiyor. Armoni öğrenmek gerekli. Ama ne öğretecek kimse, nede öğrenecek kitap var. Bir armoni kitabından bahsediyorlar. O sıralarda yapılan Elhamra Sineması bekçilerinin İstanbul ile ilişkileri var. Onlara rica ediyor. Güç bela kitap İstanbul’dan getiriliyor. Hemen tercüme edip ilk denemelerine başlıyor. Bu arada 15 yaşında liseyi bitirmiştir. Baba Celal Bey endişeler içinde. Bir meslek sahibi olması gerek. Müzisyen ya kahvede, ya da gazinoda çalar, başka şey yapmaz.”sen meslek sahibi ol, bunu da bırakma, ister piyano çal, ister beste yap… Bunları kendin için yap, ama mutlaka bir mesleğin olsun…” diyerek onu uyarmaya çalışıyorsa da boşuna. Adnan şiddetle direniyor. Hocası İsmail Zühtü “Bunun kafasını kessen, içinden Wagner’in kanı çıkar” demekte. Bunun üzerine babasının arkadaşları araya giriyor ve bir türlü meslek sahibi olmak istemeyen bu çocuğa bir geçim kaynağı, onu müzikten koparmayacak bir iş bulmaya çalışıyorlar. 1923 yılında postanede gişe memurluğu başarısız meslek denemelerinden biri. 9 ay sonra bunu su şirketinde memurluk ve baharatçı dükkanında baharat şişeleri doldurma işleri takip ediyor. Bu iş gayretlerinin yanı sıra 1923’te İzmir’e gelen Hüseyin Sadedin Arel ile iki ay kadar armoni çalışıyor.
O günleri Saygun şöyle anlatıyor:
“Bir yıl sonunda ben 15-20 çeşit iş yapmıştım. Her girdiğim yerden ayrılıyordum. Bana nota satan bir dükkan açması için babama rica ettim. Babamın arkadaşları benden umutlarını kesmişler, yazık bu çocuktan artık hayır gelmez diyorlar. Babam üniversiteye girmem için ısrar ediyor, gitmem diyorum. Nota ve kitap satmak için direniyorum. Babam çaresiz. Sonunda İzmir’de Beyler Sokağı’nda bir dükkan açtık. Ben, nota almak isteyenler dinlemek, denemek isterler, piyano da çalmak gerek, diye piyanomu da dükkana getirdim. Artık kendi dünyama kavuşmuştum. Sabah 7’de geldiğim dükkanda gece yarılarına kadar piyano çalardım. Gelenlere de ne isterlerse yok derdim. Kalkmazdım bile piyanodan. İşte ilk kompozisyonlarımı ben o günlerde yaptım… Dükkan 1924’te açıldı ve 1925’te iflas ederek kapandı.”
1924’ten beri ilkokul hocalığı görevini de sürdüren Saygun 1926 yılında Ankara’ya gidip Musıki Muallim Mektebinde sınava girerek İzmir Lisesi’ne müzik öğretmeni tayin ediliyor.aynı zamanda Milli Kütüphanede kitap memurluğu görevini yapmaktadır. Bu fırsattan yararlanarak kitaplıkta müziğe ait ne varsa tarayıp, bir yıl içinde 31 ciltlik La Grande Encyclopédie’deki tüm müzik maddelerini Türkçe^ye çevirir, bunları 6 ciltlik bir kitapta toplar. Ayrıca Wagner’in hayatını, Richter’in ve Jadassohn’un armoni ve kontrpuan kitaplarını tercüme eder. Bunların yanı sıra kitaplıkta ilgisini çeken ne varsa okumaktadır.
Kur’an-ı Kerim’den sonra İncil’i de okuyan Saygun, önceleri Hz. İsa’dan etkileniyor. Fakat İsa’nın kendisine dert yanan Samirriyeliere umursamaz bir dille “ben kendi koyunlarımı güderim” cevabı, onu düş kırıklığına uğratıyor. Başta Eflatun ve Aristo olmak üzere temel felsefi görüşleri inceliyor. Hummalı bir arayışla kendi iç alemini anlamaya çalışıyor. Bu dönem onun “hiçe-i mutlak” diye adlandırdığı dönemdir. Ölümden sonra hiçbir şey olmadığına inanmaktadır.
Kulaklarında çocukken goygoyculardan dinlediği ilahilerle, Yunus Emre’nin “Divan”ını okuduktan sonradır ki sorularının karşılığını bulmuş olarak duruyor, yeniden Tanrı kavranma ve huzura kavuşuyor. Yedi yaşında ölümün kol gezdiği savaş yıllarında içinde uyanan isyan duyguları, Yunus’un “Divan”ı ile yatışıp, İlahi Aşk ile duruluyor. Saygun “benim yazılarımda baştan beri aşk motifi yatmaktadır. İnsanların birbirini sevmek yerine en büyük vahşeti yapmaları, dost ve kardeş olacaklarına birbirlerini boğazlamaya çalışmalarına karşı duyduğum dehşet, müziğime en çok yansıyan duygularımdadır” demektedir.
Adnan Saygun’un müzik sığınağı olarak kullandığı dükkanında 17 yaşında bestelediği ilk piyano parçalarından birini, bestecinin 70. doğum gününün kutlanması töreninde bizzat kendisinden dinlemek fırsatını bulmuştuk. O küçük formda Saygun’un bugün aynı çizgide devam eden, vakur kişiliğinin filizlendiği görülmektedir. Hiç kimseye benzemeyen bambaşka bir müzik. Batıdaki meslektaşlarının imkanları, kaynakları, eğitim şartları ile kıyaslanacak olursa Saygun’un bestecilik öyküsü bir mucizedir. İlk senfonisini 19 yaşında lise öğretmenliği görevi sırasında yazmaya başlayan Saygun’un esin kaynağı bir tek plak var. Schubert’in “ 8. bitmemiş senfoni”si… Ondan başka hiçbir senfonik eseri duymamış, dinlememiş. 1-2 yıl önce yani 16 yaşında Goldmark’ın “saba kraliçesi” operasından bir plakta bariton aryasını dinlerken kahkahalarla gülüyor. Bu tarz şan ilk defa dinlendiğinde ona pek garip gelmiş. “Bitmemiş Senfoniyi tekrar tekrar dinleyip, hiçbir enstrümantasyon bilgisi olmadan bir senfoni yazmaya başlıyor…
Hocamız bu senfonisi hakkında bakın neler söylüyor: “Bugün bakıyorum kendime göre aramalar yapmışım. Schubert’in taklidi değil de içinde Beethoven’in 5. Senfonisi’ne benzeyen bir şey var”. Saygun’un bugüne kadar en çok sevdiği besteci olarak kalan Beethoven ile henüz müziğini bile tanımadan onunla ilk senfonisinde karşılaşması bir tesadüf değildir. Beethoven’in yalnızca 5. Senfonisi’nde işlediği “ölüm karşısında insanın kaderi” teması aslında Saygun’un müziğinde en sık rastlanılan bir duygu ve düşüncedir. İlk eserleri “Ağıtlar” ve “Duyuşlar”dan başlayıp, “Yunus Emre” oratoryosunda “İnsan üzerine deyişler”de yepyeni boyutlar kazanır, sonuçta “Gilgameş” operasında doruğa ulaşır.
1928 yılında devlet bursu ile Paris’e gönderilen Saygun’un en çok ilgilendiği besteciler, Bach, Beethoven ve Wagner’dir. Atatürk’ün resmi ise her an yanındadır. Paris’te öğrencilik yıllarında müzeler, galeriler, kiliseler, konserler bütün zamanını doldurmaktadır. Piyanodan sonra org ta çalmaya başlar. Böylece Hıristiyan kültürünün temeli olan kilise müziğini yakından tanır. Müziğin yanında plastik sanatlarla da ilgilenmektedir. O yıllarda Paris’te eğitim gören Türk ressamlarından Halil Dikmen, Refik Epikman, Hamit Görele yakın arkadaşlarıdır. Daha önce Türkiye’de dostluk kurduğu Burhan Toprak ile ortak bir ilgileri vardır: Yunus Emre… Burhan Toprak’ın yazdığı iki ciltlik “Yunus Emre” kitabı üzerinde konuşup tartışırlar. Yabancı bir kültür ortamının bütün cazibesine rağmen duygu ve düşünceleri kendi toprağından öz benliğinden kopmamaktadır. Bu özellik Paris’te öğrencilik yıllarında bestelediği ve Op. 1 sıra numarası verdiği Divertimento adlı orkestra eserinde de dikkati çekmektedir. 1930 yılında bestelenen “Divertimento” 1931 de hem Paris’te, hem de Varşova’da senfonik orkestralar tarafından seslendirilmiştir.
“Divertimento” sekiz ölçülük tenor saksofon tarafından sunulan bir tema üzerine kurulmuş, tek bölümlük bir eserdir. Görünüşü sonat formu olmakla birlikte, bütün yazı aynı zamanda bir dizi varyasyonlardan meydana gelmektedir. Konservatuardaki öğretmenlerinden Eugene Borell, “Bu eserde senin memleketinin havası var, bunu hep muhafaza etmelisin” demiştir.
1931!de Türkiye’ye dönen Saygun’un Fransa anılarından en canlı kalanlarından ikisi, Lamoureux Orkestrası’nın Ravel’in yönetiminde “Bolero”yu ilk seslendirişi ile Wagner’in “Tannehauser” operasının Paris operasında sahnelenişidir.
Saygun’un Fransa’dan Türkiye’ye döndüğü yıllarda Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı devleti’nden farklı yapısına, yeni topluma bir milli şuur kazandıracak milli kültüre sahip olması için devletin yeni kültür siyasetini bizzat kendisi düzenlemektedir. Müzik, Atatürk’ün en çok ilgi gösterdiği kültür alanlarının başında geliyordu. Döner dönmez Musıki Muallim Mektebi’ne hoca olarak atanan Adnan Saygun o günleri şöyle dile getiriyor:
“1933 yılı idi. Atatürk’ü, Büyük Nutuk’u söylerken Ankara’da radyodan dinledim. Güzel sanatlardan bahsediyordu. Bu benim yolumdu. Bana yol gösteriyordu. Hem dinliyor, hem ağlıyordum. Türklük ve milli şuur zirveye çıkmıştı. Cumhuriyet olmasa, “Yunus Emre”yi, “Kerem”i, “Köroğlu”nu yazar mıydım? Belki yazardım. Ben, çok sesliliğe Cumhuriyetten önce yöneldim. Beni, bu yola getiren Türklük şuurunun uyanması ve kendi iç alemimdir”.
1934 yılında İran Şahı Türkiye’yi ziyarete geldiğinde,i Atatürk için yeni Türk toplumunun temeli olan inkılapların tanıtılması bakımından önemli bir fırsat ortaya çıktı. Atatürk büyük önderlere özgü önsezisi ile amacına ulaşmak için en etkili gücü, müziği kullanmak niyetindeydi. Konusunu bizzat kendisi vererek bir opera bestelenmesini istedi. “Özsoy” adı verilen bu opera, Türk Milleti’nin doğuşunu, İran ve Türk milletlerinin kökü uzak tarihe dayanan kardeşliğini ifade etmekteydi. Böylece komşu ülke ile dostluk bağları pekiştirilirken, Cumhuriyet Türkiyesi’nin de temel değerleri tanıtılacaktı.
İran şahının gelmesine tam bir ay vardı. Münir Hayri Egeli tarafından yazılan libretto, Saygun tarafından kısa zamanda bestelendi. Sıra provalara gelmişti. Riyaseti Cumhur Orkestrası Şefi Zeki Üngör çalışmalarda gereken yardımı göstermiyordu. Bir operayı teşkil edecek solistler ve koro elemanları yoktu. Provaları yakından takip eden Atatürk, Türk Ocağındaki locasından Zeki Beyin genç Saygun’a çıkarttığı zorluklara bizzat şahit oldu. Öfkelendi. “Bu bir devrim hareketidir” diyerek Zeki Üngör’ü orkestranın başından uzaklaştırarak, şefliğe genç Saygun’u getirdi. Orkestranın yaylı sazlar grubu İstanbul’dan Cemal Reşit Rey’in kurmuş olduğu yaylı sazlar orkestrası ile takviye edildi. Borulu sazlar grubu da Ankara’daki asker bandolarından sağlandı. Koro Ankara Kız Lisesi, İsmet Paşa Kız Enstitüsü, Gazi Terbiye Enstitüsü Beden Terbiyesi Bölümünden nota bilmeyen öğrencilerle kuruldu. Solistler Nimet Vahit, Nurullah Taşkıran, Semiha Berksoy ve Halil Bedii Yönetken idi. Saygun, “O heyecan içinde Özsoy’u değil bir ayda, 15 günde yaz deseler yazacaktım” demekte. Temsil büyük bir başarı ile gerçekleşiyor. Atatürk kıvançlı ve gururlu. “İşte gerçek müzik devrimi budur” diyor.
Özsoy’un başarısı üzerine Atatürk, Saygun’dan ikinci bir opera bestelemesini istiyor. Konu yine Atatürk’ün, insanı yeniden yaratma fikri, bir büyük önderin yeni bir ulusu yaratışı, yeni Cumhuriyet insanının doğuşu, Saygun’un eşsiz müziği ile “Taşbebek”te ifadesini buluyor. Saygun genç yaşta bestelediği bu iki ilk Türk Operası Atatürk Musıki devrimlerinin ev somut örnekleri olarak, kültür hazinemizde şerefli yerlerini almışlardır.
Saygun hocalığın ve şefliğin yanı sıra Türk Halk Müziği üzerinde araştırmalar, incelemeler de yapmaktadır. Artık hedef saptanmış, amaç belirlenmiş, sıra konunun en ince ayrıntılarına dek irdelenmesine gelmiştir. Bir Macar müzikologun Türk Halk Müziğini Arap ve İran kökenli gösteren makalesini okuyunca Mahmut Ragıp Gazimihal ile birlikte kendisine yazmaya karar verirler ve müziğimizin özgün karakterini detaylı bir biçimde anlatırlar. Adnan Saygun’un yazısı ile çok ilgilenen Bela Bartok, Halkevlerinin daveti üzerine 1936 yılında Türkiye’ye gelir. Birlikte Anadolu’yu karış karış gezip, son derece ilkel ve zor şartlarda araştırmalar yaparlar. Bu yolculuk Bartok’un ölümüne dek süren bir dostluğun kurulmasına sebep olur. Bu araştırmalar Saygun tarafından “Bela Bartok’un Türkiye’deki Halk Müziği Araştırmaları” başlıklı bir kitap haline getirilerek 1976 yılında Macar ilimler Akademisi tarafından İngilizce bastırılmıştır.
Bartok ve Saygun’un kültürde ulusallığı öngören bu önemli çalışmaları, konferanslar, tebliğler, raporlar halinde sürerken, Ankara’da evrensel müzikçiler bir konservatuar kurulmasının hazırlıklarına girişmişlerdir. Bu iş için danışman olarak Türkiye’ye getirilen Paul Hindemith hem ulusallık kavramına hem de Bartok’a şiddetle karşıdır. Bartok’u küçümser, çevresine halk müziği modasının geçtiğini, artık ulusal müziğin yerini evrensel müziğin alması gerektiğini öğütlemektedir. 1936’da Ankara’da Konservatuar Hindemith’in görüşleri doğrultusunda kurulur.
Genç yaşta parlak başarıların yanı sıra büyük Atatürk’ün de takdirini kazanan Saygun etrafında, bir kıskançlık ve fesat çemberi kurulmaktadır.
Kulağındaki bir rahatsızlık üzerine tedavi için İstanbul’a giden Saygun’un yerine, Riyaseti Cumhur Orkestrasının başına Alman Ernst Preatorius getirilir. Alman lobisi diye bilinen Grup Ankara’daki bütün kültür kuruluşlarında kilit noktalara gelmeye başlamıştır. Bu sıralarda Atatürk İlerleyen rahatsızlığı nedeniyle Dolmabahçe’de istirahatta olduğundan kendi amaçlarının ana hedeflerinden saptırıldığını görebilecek durumda değildi.
1938 yılında Atatürk’ün ölümüyle büsbütün yalnızlığa itilen Saygun, küçük memuriyet görevlerinin yanı sıra olgunluk dönemi eserlerinin ilki olan “Yunus Emre” oratoryosunu bestelemekteydi. “Yunus Emre”nin yazılışı tamamlandığında Saygun 35 yaşındaydı. Kendi düzenlemesine göre, 26. eseriydi. İlk defa 1946 yılında Ankara’da seslendirildiğinde, Saygun 10 yıllık bir gözden düşme döneminden sonra yeniden olağan üstü bir zafer kazanıyor, ünü artık yurt dışına taşıyordu.
“Yunus Emre” Avrupa’da ve Amerika’da 5 ayrı dilde bir çok kereler seslendirildi. Yalnız Saygun’un değil, Cumhuriyet dönemi Türk Musıkisinin de en çok tanınan eseri haline geldi. Çocukluk sırasından goygoyculardan dinlenilen bir ilahiye duyulan ilgi, yaşamın acılarına, insan varlığının esrarına, ölüm karşısında çaresizliğe “Yunus Emre Divanı”nda gençliğinde bulduğu karşılıklar, Tanrı’yı evrensel aşkın esası olarak görmek, olgunluk çağında Türk-İslam dünyasından insanlığa bir kader ortaklığı ve sevi çağrısı olarak ifadesini bulmuştu.
“Yunus Emre”den sonra, “Kerem”, “Köroğlu”, “Gilgameş” gibi üç büyük opera, “Atatürk’e ve Anadolu’ya Destan” gibi anıtsal bir koral eser, 5 senfoni, çeşitli konçertolar, orkestra, koro, oda müziği eserleri, vokal ve enstrümantal parçalar, sayısız türkü derlemeleri, kitaplar, araştırmalar, makaleler birbirini kovaladı. Bugün Saygun tüm eserleriyle büyük insanlık ummanına karışan ulu bir ırmak gibidir. Ama bu ulu ırmağın başlangıcı da bütün büyük ırmaklar gibi, çocukluktan gençliğe büyüyen küçük birikimlerden meydana gelmektedir.
EŞİ İLE TANIŞMASI
1938 yılında, Ankara’ya konser vermek üzere gelen 8 kişilik Budapeşte kadın oda orkestrası, Macaristan’a 5 kişi ile dönmüştü. Orkestranın 3 solisti; Salayi İren (Nilüfer Saygun), Lili ve Nanasi Türkiye’de kalmaya karar vermişlerdi. Her üçü de Budapeşte müzik akademisinin yüksek virtüozite bölümünden mezundu.
Salayi İren (Nilüfer Saygun) şan, Lili (Mme. Statzer) keman ve Nanasi piyano virtüözüydü. Üçü de çok parlak izdivaçlar yapıp, yeni ülkelerinde mutlu bir yaşam sürdüler. Nanasi, bir ecza fabrikatörü, Lili ünlü Avusturyalı piyanist ve pedagog Ferdi Statzer, İren ise Adnan Saygun’la hayatını birleştirdi.
Lili ve Ferdi Statzer, ömürleri boyunca İstanbul Belediye konservatuarı’nda ders vererek, ülkemize pek çok değerli sanatçı kazandırdılar.
Salayi İren Nazi baskısı ve yaklaşan savaşın endişesiyle, ülkesini terk etmeye karar verdiğinde, kader onu, Türk Musıki Tarihinin devlerinden birinin eşi olmaya doğru götürüyordu. Tanışmalarını Nilüfer Saygun şöyle anlatıyor: “Cebeci’deki Ankara devlet konservatuarında seri hafta sonu konserleri veriliyordu. Lili ve ben hiç birini kaçırmazdık. 1939 yılıydı, bir cumartesi konserinde Türk eseri çalınacağını duyunca, doğrusu pek memnun olmadık. Daha önce hiç çoksesli Türk eseri dinlemediğimiz için, alaturka musıki icra edilecek sandık. Konseri şef E. Pretorius yönetiyordu. Bestecinin adı A. Adnan Saygun’du. Eser bittiğinde, hayretler içinde kaldık. “Op. 1. Divertimento” ; olgun bir bestecinin kaleminden çıkmış, çok üst düzeyde bir orkestra eseriydi. Besteci sahneye çıkmamış, herkesten uzak, balkonun ıssız bir köşesinden, eserini dinlemeyi tercih etmişti.
Merak içinde bu meçhul sanatçıyı araştırmaya başladık. Kimdi? Yaşlı mı yoksa genç miydi?...
Arkadaşlarımızdan biri, şair Behçet Kemal Çağlar’ı tanıyordu. Ona bu eserin bestecisinin kim olduğunu sorduk;
- Benim arkadaşım. Çok genç ve mütevazı olduğu için ortaya çıkmadı, isterseniz tanıştırırım, dedi. Lili “Hem de nasıl isteriz” deyince, bizi kulise götürdü. Adnan’la tanıştık. Çok ta yakışıklıydı!!!...
Ondan sonra Adnan’la her gün öğleden sonra iş çıkışında Karpiç’te buluştuk. Birkaç ay içinde de evlendik (1940).
51 yıllık beraberliğimizde, yalnız sanatçı olarak değil, insan olarak ta çok üstün vasıflara sahip olduğunu gördüm. Bir büyük yaratıcının yaşamında her zaman görülen, yokluklar ve düşmanlıklara beraberce göğüs gerdik. Çok acı günlerimiz oldu ama beni asla üzmedi. Her zaman düşünceli ve zarifti. Çok mutlu olduk.
Son nefesine kadar ülkesine bir şeyler vermek için çalıştı. Yurt dışındaki konserlerde ülkesini şerefle temsil etti. Onunla hep gurur duydum. İnşallah, benden sonra ve ebediyen Türk Ulusu da böyle büyük bir yaratıcıya sahip olmanın gururunu yaşayacak. En büyük arzum bu. Ona sahip çıksınlar. Atatürk’te bunu isterdi”…
Ahmed Adnan Saygun’un yapıtlarının seslendirme üzerindeki hakları SACEM’e aittir. Yayınlanan bir kısım yapıtlarının telif hakları Southern Music Publishing, New York ve Hamburg’taki Peer Musikverlag’a aittir.
YURT DIŞINDA SESLENDİRİLEN ESERLERİNDEN ÖRNEKLER
Op. 1: Divertimento (küçük orkestra için, ilk eseri-1930).
· Fransa, (1931)
· Polonya, (1933)
· SSCB (ilk seslendiriliş).
Op. 10: İnci’nin kitabı (Orkestra Düzenlemesi-1984).
· Belçika,
· Almanya,
· İsviçre,
· İngiltere.
Op. 26: Yunus Emre (Oratoryo-1942).
· Paris, Lamaureux Ork. - Şef: A.A. Saygun, (1947),
· New York, NBC Ork. - Şef: L. Stokowski, (1958),
· Budapeşte, - Şef: M. Erdelyi,
· Avusturya Radyo Senfoni Ork. –Şef: Hikmet Şimşek,
· Bremen Radyo Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Macar Radyo Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Berlin Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Azerbaycan Devlet Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Moskova Devlet Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek.
Op. 27: 1. Yaylı çalgılar kuarteti (-1947).
· Paris (1954).
Op. 29: 1. Senfoni (-1953).
· Avusturya Radyo Sen. Ork. –Şef: F. Litschauer – 1954
· Paris, ORTF – Şef: Hikmet Şimşek,
· Bavyera Radyo Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Bremen Radyo Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Macar Filarmoni Ork. – Şef: Franz Allers,
· Hollanda Radyo Senfoni Ork. – Şef: M. Erdelyi,
· İngiltere Northern Sinfonia Ork. – Şef: David Halsam,
· Berlin Senfoni Ork. – Şef: Alan Francis.
Op. 30: 2. senfoni (-1958).
· Berlin Radyo Senfoni Ork. – Şef: H. Şimşek.
Op. 31: Solo Viyolonsel için Partita
· West Virginia-America – Solen Dikener (2003).
Op. 34: 1. Piyano Konçertosu (-1958).
· Paris Colonne Ork. – Şef: A.A. Saygun – Solist: İdil Biret. İlk seslendirilişi -1958.
· Moskova Sovyet Sinema Ork. – Şef: Niyazi Tagizade – Solist: Igor Zukov.
· Utrecht Senf. Ork. – Şef: F. Soudant – Solist: Jan Gruithuyzen (konser İstanbul’da gerçekleşti),
· Tokyo Filarmoni Ork. – Şef: Aritoni – Solist: Gülsin Onay.
Op. 35: 2. yaylı çalgılar Kuarteti (-1957).
· New york (1958) Julliard Quartet (ilk seslendiriliş).
Op. 39: 3. Senfoni (-1960).
· Azerbaycan Devlet Filarmoni Ork. – Şef: A.A. Saygun. İlk seslendirilişi (-1963).
· Moskova Devlet Sinema Senfoni Ork. – Şef: Niyazi Tagizade,
· Flaman Radyo Senfoni Ork. – Şef: Doneux,
· Sovyet Devlet Senfoni Ork. – Şef: Feodor Glusçenko - !987.
Op. 44: Keman konçertosu (-1967).
· Almanya Ausburg Sen. Ork. – Şef: Zanotelli – Solist: Suna Kan,
· Moskova Devlet Senfoni Ork. – Şef: Veronika Dudarova – Solist: Mikhail Sekler.
Op. 53: 4. Senfoni (-1974).
· Almanya Bergen Senfoni Ork. – Şef: Gürer Aykal,
· Finlandiya, Helsinki Senfoni Ork. – Şef: Gürer Aykal,
· Bakü Senfoni Ork. – Şef: Gürer Aykal,
· Avusturya Radyo Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek.
· Moskova Devlet Senfoni Ork. – Şef: Veronika Dudurova.
Op. 57: Ayin Raksı (orkestra – 1975)
· Moskova Devlet Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Bremen Radyo Senfoni Ork. – Şef: Hikmet Şimşek,
· Romanya Radyo Senfoni Ork. – Şef: Cristescu,
· Akdeniz Gençlik Ork. – Şef: Mikhael Tabachnik (İstanbul)
Op. 59: Viyola Konçertosu (-1977).
· Londra Filarmoni Ork. – Şef: Gürer Aykal – Solist: Ruşen Güneş.
Op. 71: 2. Piyano Konçertosu (-1995).
· İzmir Devlet senfoni Ork. – Şef: Tadeus Strugala – Solist: Gülsin Onay – 1988 (ilk seslendirilişi).
BESTELERİ
(BURAYA YALNIZCA SAYGUN’UN OPUS NUMARASI VERDİĞİ BESTELER ALINMIŞTIR)
Op.1: Divertimento……….Orkestra için………………………..1930,
Op.2: Suit………………..Piyano………………………………..1931,
Op.3: Ağıtlar:…………….tenor ve solo erkek korosu…………..1932,
Op.4: Sezişler…………….iki Klarnet…………………………...1933,
Op.5: Manastır Türküsü….koro ve orkestra……………………..1933,
Op.6: Kızılırmak Türküsü…soprano ve orkestra………………..1933,
Op.7: Çoban Armağanı……koro………………………………...1933,
Op.8: Klarnet, Saksofon, piyano ve vurma çalgılar için müzik….1933,
Op.9: Özsoy……………..Opera…………………………………1934,
Op.10: İnci’nin Kitabı…...piyano………………………………..1934,
Orkestra düzenlemesi………………..1944,
Op.11: Taşbebek…………opera…………………………………1934,
Op.12: Sonat……………viyolonsel ve piyano………………….1935,
Op.13: Sihir Raksı……….orkestra……………………………....1934,
Op.14: Suit……………..orkestra…………………………….......1936,
Op.15: Sonatina…………piyano………………………………...1938,
Op.16: Masal……………ses ve orkestra………………………..1940,
Op.17: Bir Orman Masalı…orkestra için bale müziği…………...1943,
Op.18: Dağlardan Ovalardan…koro……………………………..1939,
Op.19: Eski Üslupta Kantat………………………………………1941,
Op.20: Sonat………………keman ve piyano…………………...1041,
Op.21: Geçen Dakikalarım….ses ve orkestra……………………1941,
Op.22: Bir tutam keklik……koro………………………………..1943,
Op.23: Üç türkü…………..bas ve piyano……………………….1945,
Op.24: Halay…………….orkestra………………………………1943,
Op.25: Anadolu’dan……...piyano………………………………1945,
Op.26: Yunus Emre………oratoryo…………………………….1942,
Op.27: 1. kuartet…………………………………………………1942,
Op.28: Kerem……………opera…………………………………1952,
Op.29: 1. Senfoni………&
Kalıcı Bağlantı